Categories: Teknoloji Mantarı Posted by Muhammed on 11.05.2009 15:48 | Yorumlar (1)

Bir hayli zaman önce, yoğun tekerler güvensizdir diye zihnimi saran "Backup Sendromu"ndan harici bir disk alarak kurtulmuştum; kurtulduğumu sanmıştım. Büyük bir sendromdu efendim. Her fırsatta CD veya DVD'ye arşivleme yapmak mümkün olamıyordu. Olsa bile bunları indekslemek ve yetinmeyip arşivlemeyi artımsal mantıkta yapabilmek itina isteyen dünya meşgalesiydi. Harici Disk, -parlak bir fikirdi ve- dinamik bir arşiv niteliğinde yaşayacaktı. Yaşayacaktı? Verileri bir yere, başka bir yere, diğer odaya, internete göndermeye gerek kalmayacaktı.

Yeter ki o medeniyetin beşiği, dosya sisteminin aşiyanı, o allı güllü harici hard disk kasası kımıldamasın. Bu nasıl bir kımıldamaydı... Bu kadar can yakar mıydı? Domates kasası kımıldasa en fazla birkaç domates ezilirdi. Çilek yığınına, market görevlisini farketmeden kürek daldırsan en çok bir düzine çileği kanatırdın.

Ama bir hard disk alabalık gibi kasasında zıplarsa?

O zaman insanın birçok yerinden hüzün fışkırırdı sevgili okur. Nice yılların hatıraları zihninde birbirine karışır, sana sanki hiç yaşanmamış gibi gelirdi.

Bu bize ne öğretir?

Şahıslar, yani ademoğulları, bilgisayarını kendi başına kullananlar, acilen bir yedekleme stratejisi geliştirmelidir. Önemli kişisel verilerini en az iki yere bilimum cihazat ile yedeklemeli ve bunların da emniyetini tesis etmelidir. Çünkü, bir dostun da dediği gibi, bilgisayara girmiş her şey kum üstündeki yazılar gibidir. Bir deli ruzigâr estiğinde alfabeniz değişir, somon gibi pespembe kalırsınız. Kılçıklarınız pense ile çekilir.

Bir iştahlı ağzın bünyesinde Omega 3 olursunuz.

 

Categories: Internet Posted by Muhammed on 08.05.2009 21:06 | Yorumlar (0)

İnterneti kolay bulmadık. Henüz daha hayatımızda "i"si bile yokken matbu dergimizde ARPANET'ten bahsedecek kadar yüzsüzdük, o ayrı. Çok güzel oldu bulduğumuz. Arkadaşımla ICQ üzerinden konuşmayı mucizevi kılan bir şey vardı bu internette. Yazmak, çizmek ve sonrasında insanî tepkiler almak!

Şimdi gelin internetin hayatımızda durduğu yere bakın.

Evet, hani bir zamanlar televizyon sadece belli evlerdeymiş de herkes o eve gidermiş özel bir yayını izlemeye. Yılmaz Erdoğan'ın filmi bile yapmıştı bunu, görmüşsünüzdür. İşte o hesap, internetin sadece belli evlerde olduğu ve meselâ ÖSYM sonuçları için insanların pencere önünde beklediği günler de geçti. İnternet herkesin hayatının bir yerine kondu ve karşılıklı alışveriş başladı.

Alışverişte bir denge sorunu var. İnternet bize verdiğinden daha fazlasını alıyor bizden.

En basitinden bir Google arama geçmişimiz bile bizim ne menem bir adam olduğumuzu gözler önüne seriyor. Facebook veya benzeri mahallelerde nasıl dolaştığımız kayıtlar altında. Sürekli veriyoruz içimizdekileri. Sürekli seviyoruz, paylaşıyoruz, bitiriyoruz, tüketiyoruz.

En son tüketeceğimiz şeyi ise sürdüler önümüze: mikro-bloglama. Artık af buyurun sadece "ne halt yediğimizi" içeren blog'ları sıradan bir şekilde duyuracağız. Evet, basit cümleler. Cümle bile olmayan kelime toplulukları. Yargı ve yüklem yok. Leblebinin sadece "leb" kısmı. Dünyaya ne olup bitiyor, insanlara ne olup bitiyor. Hepsi mikro blog'larda. Hepsi twitter'da. Sürekli twit'leyen milyarlarca insan. O kadar twit'kolik olmuşlar ki başka twit'leri okuyacak mecalleri kalmamış. Herkes birileri okusun diye twit'lemiş ama kimse kimsenin twit'ini okumaya yetişememiş.

İnterneti kullanma şeklimizi neden bu kadar ayağa düşürdünüz a gafil start-up'çılar, a beynamaz fırsatçılar!

Sıradan blog yazmada edebi bir değer vardı, saygı duyardık biz. Ahmet Turan Alkan gibi köşe yazamasak da üfürükten teyyare bir şeyler karalıyoruz derdik. Cümle kurmaya çalışırdık kastıra kastıra. Zihni mesai harcardık. Hayırseverin birisi trackback/pingback diye bir olay sürmüştü; biri bizim yazıya atıfta bulunsa haberimiz olurdu, linki zıplardı. Yazı yazmak güzeldi be İnternetin Kızı!

Bu evrim; daha doğrusu r-evrim iyice saçmalattı seni değil mi? Twitter'dan sonra hiyeroglif'e mi götüreceksin bizi. Mağara arkadaşlarımızın duvarlara çizdiği figürleri mi seyredeceğiz? Dur bakalım. Arada yazının icadını atladık. O noktaya geri dönelim. Yazı henüz icad olmuş. Nasıl bir dil oluşturacağız? Buna da talipsin değil mi ey İnternetin Kızı? Bize bambaşka bir dil, bambaşka bir kültür ikram edeceksin.

Yoksa hakikaten şu modemden fırlayan Dabbet-ül Arz sen misin?

Siz ne yapıyorsunuz bilemiyorum ama ben bu internetin kısa cümlelerle dönen saçmalıklarından Allah'a sığınıyorum. Devrana girip seyran ediyorum.

 

Categories: Kod, Faydanlık Posted by Muhammed on 07.09.2008 11:55 | Yorumlar (0)

http://code.google.com/p/turkcehaller/ adresinde ufak bir kod parçacığı bulunuyor. Alıp kullanabilirsiniz.

Apache.

Tags: | Categories: Internet Posted by Admin on 08.04.2008 18:42 | Yorumlar (7)

Blog dünyası son sürat WordPress hâkimiyetine giriyor ey dostlar. Evet, dünyanın bir numaralı muhteşem içerik yönetim sistemi değil belki ama dünyanın bir numaralı kişisel yayıncılık yazılımı. Kodu ortalıkta. Koduna kod katmak serbest. Sonuçta milyonlarca "Powered By WordPress" tabelası ve binlerce eklenti.

Rahatsız mıyım? Microsoft olsam veya başkaca bir yazılım firması olsam hemen evet derdim.  Ama hemen evet diyememem. Çünkü meseleye açık kod düşmanlığı veya Microsoft tarafgirliği düzleminden değil başka bir yerden bakıyorum.

Mesele şudur ki, tüm dünyanın kodcuları ellerinde bin türlü geliştirme aracı bulunduğu hâlde neden WordPress'in boyunduruğu altına girmekteler? 

.NET mi? Milyon tane site var ASP.NET'in faziletlerini anlatıp WordPress script'ine serilmiş. Yazık be kardeşim. 

Hammet: http://hammett.castleproject.org/

Hem Castle yazacaksın hem Monorail... Sonra da WordPress altyapısı üzerinden kendi yazdığın koda kızacaksın. Biraz samimi olun gençler. İnsan işine saygı duymalı biraz. "Open Source" insanı olmak, MS'e WP üzerinden giydirip sonra da C#'ta harikalar yaratmak değildir. 

Evet, herkesin de bu aralar dillendirdiği gibi .NET'te cemiyetleşme sorunu var. Bu cemiyetleşme sorunu bugüne kadar Microsoft'un Open Source olaylara yaklaşımından kaynaklanıyor diyebilirdiniz. Ama şimdi açıkça görülüyor ki huysuz kodcuların da bu sorunda rolü mevcut. 

Bakın Danimarkalı Mads, ne güzel azmetmiş, bu yazının yazıldığı blog yazılımına girişmiş. Widget desteğine bile koşuyorlarmış dediklerine göre. Şimdilik en tutulan ASP.NET tabanlı blog script'i olarak kabul ediliyor. WordPress'in 2.5 esintisine göre cılız ve kalas kalsa da. 

Evet emmoğulları, dayıoğulları ve komşu köyün WordPress Türkiye'cileri... WordPress'e mahkum muyuz? Dünya PHP-MySQL ile rakseden bu script'in karşısına rakip çıkartamayacak kadar gamsız ve gasavetsiz mi?

Posted by muhammed on 07.04.2008 17:52 | Yorumlar (0)

"Process Activation Services" var, IIS 7 de var dedik toz kondurmadık. Ama gelin görün ki bizi bu akşam çıldırtma seviyesine getirdi. IIS 7, nedeni bilinmeyen bir şekilde önbelleklediği assembly'leri silmedi, biz de bundan dolayı çıkan gudik hata ile aldandık.

Aldandım.

Bu hadiseden sonra kent sokaklarında şu soru yüksek sesle sorulur oldu: "Windows 2008'e gerçekten saygı duymalı mıyız?". Buradaki "saygı" ifadesini "güven" ile de ikame edebilirsiniz. "Güven" çok pahalı bir kelimedir, dikkatli olun.

Tags: , , | Categories: Faydanlık Posted by Muhammed on 04.04.2008 05:37 | Yorumlar (0)

http://erik.eae.net/playground/regexp/regexp.html

Adres bu. Gerisi er kişiye kalmış. Yaz regexp'ini, gör match'ini.

Categories: Faydanlık Posted by Muhammed on 02.04.2008 14:15 | Yorumlar (1)

Yüklediniz, test ettiniz ve hatta kodlar yazmaya başladınız. Kiminiz altını üstüne bile çevirdiniz. Lâkin bir şeylerin eksik olduğunu hâlâ hissetmediniz mi?

Hissettiyseniz gelin buraya.

Resimde görülen fazladan menü öğeleri, PowerCommands for Visual Studio 2008 adlı bir eklentinin ürünü. VS içerisinde pek fazla efor gerektiren çoğu işi en fazla bir saniyede yaptırabiliyor.

Meselâ sevgili kardeşim, Solution Explorer'da açtığın ağacı geri nasıl toplardın? Ya da bir projeden diğerine referansları nasıl kopyalardın? Gözüne kestirdiğin proje dizininde bir konsol ekranı nasıl açardın? Proje genelinde kullanılmayan "using <Namespace>" deyimlerini toptan nasıl temizlerdin ve var olanları da sıralardın? Bir dosyanın tam fiziksel yolunu nasıl panoya alırdın?

Liste uzayıp gidiyor. Şimdi dil değil parmaklar konuşsun diyorsanız gidin indirin. Hedef gösteriyorum.

Posted by muhammed on 24.03.2008 09:26 | Yorumlar (2)

Epeydir yazmıyorduk sevgili okur. Meraklanmayınız, buralardayız. Çok önemli işler çeviriyoruz içeride. Gitgide hudutları genişleyen bir iş. WCF'de son nokta.

Sivil hayatta da MVC ilgimizi çeker olmuştu. Önceki yazılardan takip etmişsinizdir.

Yeni olan haberi Scott Bey verdiler: ASP.NET MVC'nin Kaynak Kodu açıldı. Bu haber milleti pek heyecanlandırmadı. Zira vatandaş MVC'nin "Preview 2"sinden daha çok şey bekliyordu. Beklentiler boşa çıkınca herhalde heyecan söndü.

Öte yandan Microsoft, MVC'nin sadece bir kısmının kodlarını açıvermiş. İki adet assembly, "referenced assembly" lafzıyla derlenmiş olarak verilmiş. Kodu nerede diyenlere Phil Bey bu assembly'lerin .NET'e ait olduğunu ve genel kaynak kod paylaşım düzeneğiyle paylaşılacağını ifade etmiş.

Hâsılı, elimizde 2007 sonuna göre epey fazla şey var. Bu kodu indirip derleyebiliyorsunuz. Yalnız CodePlex'teki bu koda doğrudan ekleme veya düzeltme yollayamıyorsunuz. Ne yaparsanız kendinize.

Açık kod rüzgarına kaptırdık kendimizi gidiyoruz bakalım. Aman kodlar kapatılmasın.

Tags: , , , | Posted by Muhammed on 02.02.2008 19:07 | Yorumlar (0)

İnsanoğlu, bazı şeylerin varlığını bilir, kabullenir ama o şeylerle ilgilenmez. Ne zaman ki ilgilenmek gerekti, hızlı bir biçimde öğrenme sürecine sokar kendini. Yazılım işinde de işler böyle cereyan ediyor.

En son misâl, geçen gün Visual Studio Add-In'ine ihtiyaç duymam. Proje dosyalarında, IDE düzeyinde ilişkiler tanımlamak için XML formatındaki dosyanın düzenlenmesi ve kaydedilmesi gerekiyordu. Bunu en kolay, IDE üzerinden bir add-in işlevini çalıştırarak yapabileceğim aşikardı. Aşikar olan yola yürüdük; arkamızda sessizlik.

Bu mesele üzerine, VB6'dan beri ortalıkta dolaşan MZ-Tools çokça eğilmiş. Şöyle bir liste hazırlayarak add-in geliştireceklere yol göstermiş. Eyvallah.

Bunun dışında, kişisel bir not olarak belirtmek isterim ki add-in geliştirmek apayrı bir tecrübe. IDE ortamını hedef alarak duvarları kesin ve dar bir alanda top oynamak gibi aynen. Çok kullanıcı-dostu (ne demek bu?) bir nesne modeli yok henüz. Daha bunlar da .NET'imsi olacak; vakit var.

Bizim iş mi? Tamam, görüldü. Projelerin üzerinden add-in'i tetikleyerek projede istediğimiz düzenlemeyi yapıyoruz. Ama henüz sağ tuşa eklemedik, "geniş zamanlar umuyorduk".  

 

 

Tags: , , , | Posted by Muhammed on 10.01.2008 08:09 | Yorumlar (0)

"Lezzet 2.0" parolası ile yayın hayatına başlayan Dobişko.com, 6 ay evvel Erzurum'da ofis açmıştı mâlum. Maksat, hem Erzurum'un önemli yeme yerlerini keşfetmek hem de eşsiz lezzetlerini dünyaya duyurmak idi.

Dobişko literatüründe bu işi yapan gönüllü insanlara "Lezzet Avcısı" deniyor. "Gurme"den farklı bir şey bu. Gurmeler, davet edilelim de karnımızı doyuralım deyu beklerken, lezzet avcıları tavşan avlar gibi mekan avlıyor. Bizim için esrarengiz mekanlar keşfedip, oradaki cevherleri bizimle paylaşıyorlar.

Bu doyma / doyurma ağının öncülerinden, 317. kısa dönem piyade çavuş ve Tabi CEO'su Erkan Yılmaz haber aldığımıza göre Erzurum'da son tangosunu yapmaktaymış. İlginçtir, karın 1 metre olduğu ortamlardan gönderdiği üniformalı fotoğraflarda, kendi karın genişliğinin epey azaldığı görülüyor. Yani bizim dobişko artık fake dobişko.

Haftaya Dobişko Istanbul'a geliyor; kemere ek delikler açmaya ramak kaldı!