Ufak tefek şeyler
Zihnime ara ara çalınan, ama hiçbir zaman müstakil bir yazıya konu olamayacak, cılız mı cılız, sefil mi sefil şeyler…
- iTunes dünyanın en rezil, en nâhoş programıdır. Windows kullanıcısına eziyet etmek için yazıldığı belli. Apple’ın etik olmayan bir stratejisinin ürünü bu program, Windows kullanıcısını, Mac OS’a davet ediyor. Sorarım bu adamlara? Neden bir Windows programını Windows için “native” derlemiyorsunuz? Performansı ve kararlılığı yerlerde sürünsün diye mi? Sürekli bir hayalet diye dolaşsın diye mi?
- Yabancı filmlerin Türkiye’de çekilen sahnelerinde neden hep bir yerlerden ezan okunuyor? Bunun son örneğini “Tinker Tailor Soldier Spy”da gördük. Adamlar özellikle nokta atışı yapıp, sabah ezanını seçmişler. Sonra başka Istanbul sahnelerinde bir süre daha ezan duyduk. 2011’de çekilen film bile bu klişeye sahip çıkıyor.
- Neden Android‘den uzağım? Oysa ne güzel, açık kaynak kodlu, paylaşımcı, katılımcı, her şey serbest! Android’in var olmasını gerekli buluyorum. Böyle bir işletim sistemi olmalıydı. Zaten kendisi ihtiyaçtan doğdu denebilir. Apple’ın ümüğünü sıktığı mobil platformdaki nefes deliğini Android açtı. Ama ey okur, Android’in varlığını desteklemem, kullanıcısı olmamla farklı bir şey. Ben nihayetinde basit bir kullanıcıyım. Elime aldığım cihazın, benim sihirli parmaklarım değmeden de çalışabilmesi lazım. Bana en güvenli, en sınırlı ve en kararlı mobil dünyayı sunması lazım. Genişleme noktalarından sündürme meselesine, bunlar sağlandıktan sonra gelmemiz lazım. İşte Android, daha baştan sündürülebilir ve hatta sünmüş bir şekilde geliyor. Cihaz çeşitliliği, firmware sürüm çeşitliliği, üreticilerin modifikasyonları, geliştiricilerin dağınıklığı vs. Hepsi aslında bir güç olsa da aynı zamanda bir zafiyet. Android’de her şey bedavaymış? Eğer buysa sizi bir platforma teslim edecek espri, buyrun. Yok benim gibi başka şeyler arıyorsanız, orası uygun bir kapı değil. Size iki yol öneriyorum. İlki iOS. İkincisi Windows Phone. Bilmiyorum farkında mısınız, 2012, Windows Phone’un yılı olacak gibi. Nokia’nın bir sonraki olgunlaşmış cihazının iPhone 5’le kafa kafaya çarpışmasını izleyeceğiz.
- Bir yetkili, Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi’nin misafir otoparkına el atsın lütfen. Kendimi Musul’da, Necef’te falan hissediyorum. Ayrıca, kantinindeki Köfte görünümündeki linyit atıklarını umarım hemşehrilerim yemiyordur.
- Eczane‘lerin ABD’de olduğu için marketlerin içine girmesi gerekiyor. Antin kuntin ecza’lar için “nöbetçi eczane” aramamalıyız. Zaten reçetesiz satılan ilacı ne diye eczane görevlisinden istiyorum ki? Gidip deterjan ya da tuz ruhu gibi market rafından alayım. Buna hazır değil miyiz gençler?
- Vosvogen, Almanya’nın orta sınıf araç markası. Bilindik hikayedir, bilirsiniz, bizim burada lüks bulduğumuz arabaların orada taksi olarak kullanıldığını. Tamam, bu kısmı geçelim. Bu firmanın TR’de sunduğu donanım paketleri her aklıma geldiğinde sinirimi kaldırıyor. Bir ithalatçı düşünün ki, otomatik klima ve hız sabitleyici gibi temel insan haklarından olan iki özelliği, C segmentindeki en üst seviye donanıma koyuyor. Yakışmıyor Ferit usta.
- Tivibu üzerinden her TV açışımda, ki bu genelde üç ayda bir oluyor, oradaki dünyadan habersiz olmanın ne büyük rahatlık ve ferahlık olduğunu tekrar anlıyorum. Cehâletin keyifli yanları da oluyor böyle. Eskiden istediğin şekilde TV izlemeyi, hayata ait vazgeçilmez bir konfor olarak görürdüm. Askerdeki çoğu erin hayali de odur sorsanız: ayağını uzatıp TV izlemek. TV, gün geçtikçe soğuduğum ve bana artık yakın olmamasını dilediğim bir varlık artık. Elimden gelse, üzerime üşüşmüş, gözle göremediğim lüzumsuz TV ve FM dalgalarını, verici istasyonlarına geri göndereceğim. Ana akım gündemden kopuk olmak, ne büyük bahtiyarlık efendim, ne tarifsiz bir özgürlük.
- Köpekler, neden mahallelerine gelen diğer köpeklere karşı öfkeyle havlıyorlar? Koca sokaklarda nasıl bir mülk kanununuz vardır ki orayı paylaşamıyorsunuz. Dahası yabancı köpeğin hiç mi yerleşim hakkı yok? Ya geçerken uğradıysa… Ortalığı velveleye vermeye ne lüzum vardır a köpekler. Her sabah sizin hesaplaşmanızın ortasında kalıyorum ve bıktım şu mahalle baskınızdan.





2




