Text

Balkanlardan gelen soğuk duş

Bilkentli genç bir mühendis tanıyorum uzaktan. İlk olarak Friendfeed servisine eklediği yancı servislerle ismini duydum. Sonrasında zaten her yerde kendini gösterdi. En son Microsoft’a girmeden evvel, Ollaa adında bir servis yazmaya girişmişti. Alp Balkan.

Baştan söyleyeyim. Bu mühendis, mektepli olmasına rağmen alaylı kategorisindedir. Alp Balkan’ı mühendis yapmasanız da aynı adam olabilirdi. Alaylı insanın, alayına uygun mektebi seçmesi ve tamamlaması, Şam’da kayısı olur diyeceğim de Şam mı kaldı gençler?

Balkan, geçen gün kendisine Reddit, Hacker News tepelerini tattıran, üzerinde iyi çalışılmış bir ayar mektubu yazdı. Sekiz aydır Microsoft’ta çalışmıştı ve hanyayı konyayı görmüştü. Şimdi hesaplaşma zamanıydı.

Balkan’ın yazısını okumadıysanız bir okuyun… sonra devam edelim.

Microsoft, kurumsallığın ibadet olduğu bir kuruluş. Ve bence bir yeni mezun için işe başlanacak en kötü yerlerden biri. Çünkü yeni mezunun seçme şansı yok. Yeni mezunun kırmızı bir tüyü yok ki kırmızı tüy bölümüne atanıversin.

Ama bir yandan da dünyanın en büyük yazılım şirketine girmenin, kışkırtıcı bir tarafı var. Ne yapıyorsun? MS’te çalışıyorum. Ne yapıyorsun orada? Arkadaşlar OS yazıyor, ben de test ediyorum. İyi bir şey olmalı. Eh işte. İç güveysinden hâllice.

Büyük şirketlerde staj yapmak başka. Çalışmak bambaşka.

Balkan bunu kendi yaşanmışlığıyla birleştirip, dan dun sesleriyle Microsoft’a ve tüm topluluğa vurdu. Yaşadığı tecrübe, çoğu tecrübeli şahsa ve ferasetlilere elbette çarpıcı gelmedi ama Microsoft’u veya benzeri bir kurumsallığı gözünde çok büyütenlere şamar gibi patladı.

Balkan’ın yazdığı her şey doğrudur. Ama bu sadece Microsoft için değil, çoğu kurumsal yazılım müessesesi için de doğrudur.

İş ne zaman iyidir biliyor musun? Sonuç da iyi süreç de iyi olduğunda. Kötü bir sürecin sonunda iyi bir sonuç çıksa bile… bu aldatıcıdır. İyi bir sonuca odaklanmış, iyi iş yapışlara koşmalıyız.

Ben her muhabbette lafı Github’a getiriyorum. Gene getireceğim. İşt e Github’ın nasıl geliştirme ortamını daha çekilir hâle getirdiği. Lütfen bu slaytları baştan sonra takip edin. Ya da adamı dinleyin.

En basit toplantıların bir daha tekrar izlenmek üzere otomatik olarak video kaydının alındığı… hiçbir bilginin havaya uçup kaybolmadığı bir şirket kültürü.

Balkan’a dönersek. Balkan gerçekten Microsoft ve benzeri yerlerde çalışma hayali kuranlara kötü haberler verdi. Microsoft’taki dayılara da soğuk duş banyosu yaptırdı. ScottGu ile Hanselman bu yazı üzerine konuşmuşlar, duruşlarını belirlemeye çalışmışlar. Reddit’teki huzursuz gençlik, “ne olacağıdı ki… microsucks işte” renginde. Büyük dayılar, gerçek dünyaya hoş geldin tatlığında.

Redmond’da bir yerlerde “kral çıplak” dendi. Hem de bir Bilkentli Türk mühendis tarafından. Her şeyi yeniden düşünmek için bir başlangıç olsun temennimizle.

Yeniden düşünün. Her gün Pendik’teki Gaziburma’nın baklavalarıyla beslenen bir yazılım ekibi, ne projeler yazar bir düşünün!

Text

Twitter’ın kaos potansiyeli

Hiç kimse 140 karakterle devrim yapılabileceğini düşünmezdi. Ama web’in kutsal bir alanı hâline gelmiş olan bu servis, artık toplumun cehaleti üzerinde yükselen büyük bir egemenlik kurmuş durumda.

Eskiden interneti kutsarken, insanlar artık hiçbir şeyin kapalı kapılar ardında kalmadığını ve geleneksel medya dışında da bilginin yayılabildiğini anlatır anlatır dururdu. Şu an ise geleneksel medya masum kalmış durumda. Çünkü internetin ve özellikle Twitter’ın artık bilgi yaymak gibi bir kaygısı kalmamış durumda.

İnternetin eskidiğini düşünüyorum. Belki ilk yıllarına göre bize daha çok imkan veriyor. Ama bizden çok önemli şeyleri de alıyor. Bizi, anlayışımızı, sabrımızı, insanlığımızı tüketiyor.

Twitter, kullanıcıların elinden çıkan “retweet” mahareti ile asılsız bilgileri ışık hızında yayan bir medya hâline geldi. 17 Ağustos Depremi sonrası “ATV altyazı geçmiş” diye yayılan yalan dolan haberler, şimdi Twitter platformundan ve daha önce görülmemiş bir hızla yayılıyor.

Bu vazifeyi bu platforma kendi kullanıcı kitlesi verdi. Twitter’ı elinde bulunduran Amerika’nın da bu işten ziyadesiyle memnun olduğu belli. (Size bir hikâye anlatmıştım burada. Arap devletlerinden birinin man-in-the-middle için yardım istediği Amerikan eleman, bunu bir takım prensip gerekçeleriyle reddediyordu. Geçen haftalarda ortaya çıkan PRISM projesi, Amerika’nın man-in-the-middle’a ihtiyaç duymadan, her şeye eriştiğini gösterdi. Bu prensip sahibi elemanın ne düşündüğünü merak ediyorum.)

“Retweet” ne zaman nerede patlayacağı belli olmayan bir dinamit oldu artık. Twitter’ın sahibinin azıcık “vicdanı” olsa, bu özelliği kaldırır.

“Null reference” hatası aldım.

Text

Genç Tumblr’cılar tedirgin

Tumblr’ın genç dimağları olarak, bir sabah Bayan Mayer’in insancıl duyurusuna tanık olduk. Yahoo!’nun Google’dan çıkma patronu, şirketi gençlere yaklaştırmaya meraklı.

Aslında yıllar önce Flickr’ı aldığında da Yahoo! için ümitliydik. İyi şeyler olacaktı belki. Ne oldu? Yahoo! Geocities’i nasıl bitirdiyse, Flickr’ı da bitirdi. Delicious’u da bitirdi. Resmen kökünü kuruttu çökeldiği inovasyonların.

Mayer, Tumblr’a dokunmayacağım diyor. CEO işine devam edecek. Yol haritası uygulanacak. Biz Yahoo! olarak sadece yardım edeceğiz diyor.

Durduk yere bir gün POP erişimini paralı hâle getiren eskinin kralı Yahoo! Mail geliyor aklıma. Mayer’in insancıllığı bile silemiyor bu hatıraları.

Tumblr Emek Sineması olmasın.

Ek: Wordpress’in patronu Matt Mullenweg de yangına körükle gitmiş. Son günde Tumblr’dan Wordpress.com’a naklolan yazı sayısı (mülteci) astronomik ölçüde artmış.

Quote
"The corporate world, as it does with just about any concept, equates productivity to some calculable metric. In this case, it’s a metric like utilization or throughput. Productivity is often distilled into a formula that determines how much work we do or how many things we juggle at once, not the quality of our work. Real productivity is about quality work."

http://www.thedeveloperscode.com

Quote
"Regardless of how skilled you are, if you’re not motivated to write code, get out. Accountants might get through writing up a spreadsheet just fine without motivation; a cashier can get by his day without passion. But unmotivated developers kill a software project."

http://www.thedeveloperscode.com/

Link

Elemanımız, Suudi’lerin GSM ağından geçen Viber, Twitter gibi sosyal akışların arasına gir de bize ver teklifini nasıl reddettiğini anlatıyor. Alkışlayanlar var.

Şimdi sorarım size. Suudi hükümeti bunu yardım alarak yapmak istiyor. Peki sizce bu sunucuların ikamet ettiği büyük hükümetin bu verilere erişmek için “man in the middle” yatırımına ihtiyacı var mı? Apple Store’a (ya da başka bir uygulama mağazasına) uygulama atarken imzalanan anlaşmaları gördünüz mü? Neyi şifrelebiliyorsunuz?

Bazen TLS/SSL’in, şahsi verilerimiz sadece ve sadece Amerika kıtasına izlenmeden gitsin diye uydurulduğunu düşünmeye başlıyorum.

Prensip sahibi Batılı adam, bu hakkı, ne yapacağı belli olmayan Doğu adamına vermekten imtina ediyor. Mahremiyat ihlalini savunmuyorum. Ama bu ihlali icat edenlerin dürüst davranmadığını vurguluyorum.

* MITM: Man-in-the-middle kavramı. Gönderen ve alıcı arasına girip, mesajı koklamak. Bizim ülkenin tabiriyle, araya gizlice giren “Adana”.

Text

“Browser” faşizmi

Internet Explorer, Netscape, Firefox, Opera, Chrome, Safari…

İnsanları birbirinden “ayıran” ırk, renk, dil, din gibi özelliklerin yanına bir de bu ekleniyor: browser. Türkçesiyle internet gezgini.

Bunun iki sorumlusu var. Birincisi web’i konsesüsle yorumlayamayan gezgin üreticileri. İkincisi, işten kaçan web işçileri.

“Bu sayfa X gezginine göre tasarlanmıştır”

Bu motto, bizim web işçilerinin en büyük hatası oldu. Çamaşır makineleri, belirli ana akım bir deterjanı öneriyordu ama Tursil de koysanız yıkamıyor muydu? Ya bizim web siteleri? Kullandığınız işletim sistemine ve gezgine göre size faşizm uyguluyordu.

Sırf bu faşizme direnmek için uzun süre Firefox yerine IE kullandım. İtiraf ediyorum. (Ne kaybettiğim önemli değil. Direndiğim için gururluyum.)

Gezgin faşizminin artık son bulması lazım. 2013 böyle şeyler için çok lüks bir zaman.

Ama gel gör ki kurumsal paket uygulama geliştiren üreticilerimiz bile bu faşizme kaptırmış kendini. Düşünün, kendini web uygulaması diye tanıtan, küresel bir paketin minnacık bir ekranı sadece Firefox’ta çalışıyor?

Ne yapıyorsunuz siz Allah aşkına? Web’i biz mi anlamadık? Siz mi anlamadınız?

Eğer intranet / internet farketmez, web yazılımı üretiyorsanız, ana akım gezginlerin tümüne biat etmelisiniz. Bu maliyettir, doğru. Bu maliyete katlanmak zorundasınız. Çünkü web evrensel bir platformdur. Bu platformdan ekmek yiyorsanız, bu platformun evrenselliğinden rant elde edecekseniz, platformun kurallarına uyup, tüm gezginlerde çalışabilecek bir uygulamayla pazara çıkmalısınız.

Ve ayrıca, hiçbir şekilde, münferit bir gezgine, iş alanınızdaki hayati özellikleri avantaj olarak sunmamalısınız. Söz gelimi, sadece Internet Explorer’da çalışan bir güvenlik rutininiz olmamalı. Güvenlik gibi temel bir gereksinimi, gezgine bağımlı, belirli bir gezgin lehine çözmemelisiniz. Oturup, düşünüp, tasarlayıp, hepsinde geçerli bir yol bulmalısınız.

Dostça bir tavsiye. Eğer her yerde (masa üstü, tablet, mobil) gezgin ayırmadan çalışabilecek bir web uygulaması var edemiyorsanız… kayırdığınız platforma “native” kod yazın. Daha az efor harcarsınız.

Flash, ActiveX, Java Applet, Silverlight, vs.

Web’in doğallığını bozan bu suni gübreler, mutlaka daha uygun oldukları alana çekilecek ve demokratik bir web doğacak. Eminim.

Web ve “native” ayrımını zorlayan, birini öbürüne kırdırmadan arkasında duran Apple’a da teşekkür borçluyuz. O diretmeseydi, biz muhakkak çığırından çıkmış olacak olan gezgin faşizminin kurbanları olacaktık.

Text

“Skeuomorph” tasarım

Dilimize o kadar yabancı bir kelime ki bu henüz karşılayan olmamış. O yüzden boş kaleye gol yiyoruz.

“Skeuomorph” ile başlayalım. Eğer karakteristik bir varlığı, başka bir platformda aynen modelliyorsanız, bu bir skeuomorph tasarım oluyor. Kafanızı karıştırmadan hemen örnekleyelim. Bilgisayardaki fax programı, eğer gerçek bir fax makinesini görselliğinden, menü etkileşimine kadar aynen taklit etmişse “skeuomorphic” tasarım yapmıştır.

Günümüzde bu kelimeyi uygulama arayüz tasarımcıları çok kullanıyor. Hatta arayüz demeylim, deneyim (UX) tasarımcıları… Çünkü modellediğiniz şey sadece arayüz değil: referans alınan cihazın kullanım deneyimi de sepete dahil.

“Her eve bir bilgisayar” vizyonunun bayraklaştığı çağlarda, insanların bilgisayar kullanımına kolayca adapte olmalarını sağlamak için belki de “skeuomorphic” tasarım, önemli rol oynadı. Herkes, gerçek hayattaki davranan uygulamalar kullanmaktan hem memnun kaldı, hem de her şeyi çabuk kavradı.

Bilgisayarlar eskidi, deneyim eskidi. Moda da değişti. Şimdi tasarımcılar, bellerine kambur yapan “skeuomorph” zorlamasından sıyrıldılar; artık uygulama arayüzü / deneyimi, kendi modasını üretmeye başladı.

Her gün kullandığınız sosyal eğlence sitelerini, işletim sistemlerini vs görüyorsunuz. Gölgeler geri çekiliyor. Dokular kayboluyor. Düz, temiz, içeriğe odaklanmış ama güçlü görseller kullanılan ve hayattaki hiçbir şeyi taklit etmeyen özgün bir UX dili oluşuyor.

Amiyane tabirle bilgisayarlar maymunluk yapmayı bırakıyor. Kendi dillerini, kendi ilişkilerini inşa etmeye koyuluyor.

Bu tasarım eğilimi birçok mobil platformu esir almış durumda. Windows 8, tamamen bu fikrin özgün bir pratiği. Abartı denecek derecede gerçekten uzak bir tasarım. Her şey köşeli, her şey sıradan.

Bir aydan az bir zaman sonra iOS 7’yi göreceğiz. Muhtemelen “skeuomorphic” tasarıma karşı olan yeni yöneticisinin elinden, “flat oğlu flat” bir iş çıkacak. Dokular, gölgeler, taklit bitecek. Kişisel olarak, Apple’ın yıllardır öncülüğünü çektiği “skeuomorphic” tasarımdan nasıl modern tasarıma geçeceğini çok merak ediyorum.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki uygulamalarda “gerçek hayat” taklidinin artık bir rantı kalmamıştır. Mekanik aletlere özenti, nostalji güzel bir şey ama bizim endüstrimizin de önünü tıkayan bir şey.

Zincirlerimizi kırdık. Geleceğin UX’i, uygulama tasarımcısının elinde. Tasarımcı, hiç olmadığı kadar özgür.

Bonus: Meraklısına, birbirinden çekici “skeuomorph” örnekleri: http://skeu.it/