Muhammed Cuma Tahiroğlu

dünya sürgününde…

Cemaat Fragmantasyonu

Posted on | October 6, 2009 | 5 yorum

Camilerle ilgili bir gözlemim var sevgili okur. Müsadenle paylaşayım.

Camilerde çok sık yaşanan kimi zaman doğal ama kimi zaman da arızî olan bir “fragmantasyon” durumu vardır. Buna biz kolayca anlamak için “cemaat fragmantasyonu” diyelim.

Cemaat, yerleşik âdete göre, bireysel kılınacak namazlarda caminin istediği bölgesinde konumlanabilmektedir. Bu cami içerisinde ciddi bir fragmantasyon oluşturur. Bu fragmantasyonun ilacı, müezzin efendini “kamet” adı verilen toplu namaz çağrısıdır. Az önce doğal karşıladığımız fragmantasyon, toplu namaz için arızî bir durumdur. Çünkü toplu namazda cemaat olabildiğince yakın, olabildiğince “kompakt” olmalıdır. Kamet, defragmantasyonu başlatır. Bireyler, piksellerin bir anlamlı resmi oluşturması gibi kamet boyunca süren bir hareket eşliğinde “cemaat”i oluşturur.

Bu fragmantasyon ve defragmantasyon çevrimi az katılımlı namazlarda genelde sorunsuz yürür.

Ancak çok katılımlı, Cuma, Bayram ve Teravih namazı gibi cami sınırlarını zorlayan namazlarda fragmantasyon hem cemaat hem de cami görevlileri için sıkıntı oluşturmaktadır.

Meselâ Cuma namazlarını ele alalım.

Cumâ günleri, cami etrafı adeta panayır yerine döner. Herkes eşini arkadaşını yanına almış, bir şeylerden bahsediyordur. Namaza geldik ama muhabbet berdevâmdır. Eleştirdiğimiz sanılmasın; güzel bir şeydir bu. Sosyalleşmeyi twitter gibi yerlere hapsettiğimiz günümüzde, cami bahçesinde sosyalleşmek, saygı duyulası bir harekettir.

Yalnız burada sizi odaklamak istediğim nokta, içeride vaizin konuşma yapıyor olmasıdır. Gördünüz mü kürsüdeki zâtı? Her hafta karşısına çıktığı cemaate bu hafta da manevi boyutlu bir meseleden bahsediyor. O da biliyor dışarıda, içeriden daha fazla kişi olduğunu. O nedenle, işin vurucu kısımlarını en sona saklıyor. Hangi sona?

Ezanın okunduğu  o ana. Yani artık tüm avlu sosyalleşmelerinin sona erdiği ve cemaatin “hadi artık bari camiye girelim” diyerek içeri daldığı ana. Cemaat, şanslı ise, azar yemeden bulduğu boş yere oturur. Şanslı değil ise, vaizin ezanı bekleyen ve sohbetten nasibini alamayan şaşkınlara birkaç sözü olacaktır. Afiyet olsun.

Peki, şimdi ne oluyor?

Bir noktayı geçtik. Bizim cemaatte camiden erken çıkma sendromu vardır, bahsetmediğimiz. Erken çıkan erken yol alır hesabı, cemaatin önemli bir bölümü kapıdan tarafta bulunmak ister ki namazın bitiş selamıyla beraber ayakkabısı elinde kapıdaki görevliye iki üç kuruş atabilsin. Evet, kapıdaki yardım toplayan görevliler bu atletik insanların en hızlılarından seçilir. Onu da farketmişsinizdir belki. Çünkü camiyi hızlı terkedenlerin de bağış yapma hakları vardır.

Nerede kaldık… kapıya yakın olma. Kapıya yakın olma ilkesi gereğince cemaat, ilerideki boşlukları değerlendirmez ve bizim meşhur “cemaat fragmantasyonu”nun temelini atar. Ezan okunduğunda cemaatin bir bölümü camiye giremez hâle gelmiştir. Neden?

Çünkü fragmantasyon ileri boyuttadır ve cami kapasitesinin yeterince kullanılamamasına neden olmuştur. “Cemaat, önler boş, ilerleyelim lütfen” gibi otobüslerdekine benzer sesler duyulur bu sıralarda. Belki de toplu namazların en gergin ânı budur. Eğer namaza niye geldiğinizi unuttuysanız bu gergin anlarda kavga bile edebilirsiniz. Sakın unutmayın lütfen. Neden geldiniz namaza?

Fragmantasyon cemaat içerisindeki görevliler ya da sivri liderler vasıtasıyla çözülemezse devreye vaiz girer. Hadi cemaat bir ayaklanalım ve tekrar yerleşelim der. Bu en gelişmiş defragmantasyon yöntemidir. Camideki cemaat sayısını neredeyse %30 artırır.

Bu defragmantasyon esnasında en büyük gerginlik, ilerlemek istemeyen bireylerle ilerlenmesini isteyen bireyler arasında baş gösterir. Psikolojik bir savaşın yaşandığı da olur. Kimisi çocuk gibi omuz silker, ilerlemiyorum diye. Diyorum ya, ciddi bir gerginliktir bu. İlerlemek istemeyen bireylerin amacı bellidir. Namaz bitişi, kapıya daha çabuk varmak. Camide kalan insanlardan daha azını rahatsız etmek. İlerlenmesini isteyenlerin nedeni daha basittir: herkes içeriye girsin, boş yer kalmasın. Bazıları, onlar da erken gelseydi diye çıkış yapabilir ama fazla ciddiye alınmaz bu serzeniş.

Neticede soğuk savaş biter, pozisyonlar belli olur. Herkes, kader çizgisiyle belirlenmiş o ufacık alanında Allah’la olan bağlantısını kuracaktır. Herkes az önceki gerginliği, laf çakan o ihtiyarı ya da çocuk gibi omuz silken top sakallı delikanlıyı bir kenara atmıştır.

Şimdi artık kendi başınadır insanoğlu. Ya da Allah’la başbaşadır. Bağlantıda sorunlar yaşanmıyor değildir. Bu sırada, kanal değişir. İş, aş, ev… Çıkınca nerede yemek yenecek? Arabayı bu sene değiştirsek iyi olur. Yeni model kuzular çıktı maşallah. Ya da şu fotbol işi. Transferler. Goller. Ya da sevdiğin kızın yüzü. Ay gibi parıldamadı mı itiraf et? Kışa nişan var, hazırlıklar, bilmem ne. Dünyanın derdi biter mi… dükkan ne oldu kim bilir? Kaç müşteri geldi, geri döndü. Acaba namaz vakitleri de açık tutsak mı bir bayan çalıştırıp? Esselaaaa…!

Aha. Namaz bitmiş, haberimiz yok.

Cemaatin bir anda eridiğini hissedersiniz. Ve bu da ikinci bir gerginliktir: Namaz kılanın önünden geçme ve geçmeme gerginliği.

Önünden geçmeyen gerilir. Çünkü kilitlenmiştir. Gidecek yeri yoktur. Ama saygısı ağır basar. Geçmeyecektir o adamın önünden. Arkasından dolaşmanın yolunu bulacaktır.

Yalnız bu genellikle imkansız olur. Hep birinin önünden geçecektir. En uzaktakinin önünden geçme eğilimi ağır basar. Fakat burada da önünden geçilen gerilir. Neden önümden geçiyor? Namazımı bozuyor? Allah’ım affet.

Aslında bu tamamen yersiz bir gerginliktir. Çünkü namaz kılanın önünden geçme, cami atmosferinde çok normal ve çok sıradan olmalıdır. Bunu Türk milletinin aklına kim soktuysa aynı şekilde ve derhal oradan çıkarmalıdır. Herhalde kimse keyfine cami içerisinde, cemaatin arasında kültür turu yapacak değildir. Ya kapıya ya da oturacağı bir yere gidecektir. Bunu saygısızlık olarak algılayıp güzelim canlarımızı sıkmaya ne gerek vardır efendiler? Aziz cemaat, size söylüyorum ne gerek vardır?

Sonra…

Câmi yeniden fragmante olmuştur. Bu artık istenen bir rahatlıktır. Kimisi, “Çabuk Çorba”cılar gitti de rahatladık gibi şöyle arkasına yaslanır: gözümüzden kaçmaz. Süreç işler, namaz nihayet bulur.

Son cemaat de çıkınca, cami görevlisi etrafı kontrol eder. Ses sisteminin kırmızı düğmesine sertçe basarak “tok” diye kapanış sesini işitir. Hadi iyi günündeyse, ortadaki tespihleri toplar, askılarına takar. Parçalanmış bir tespih bulur, cebine atar: diktirecek hânıma.

Işıkları söndürür. Cami kapısını kitler. Bir sonraki vakte kadar mabede bir sessizlik çöker.

Dakikalar evvel, boş yer için kalpler kırılan tüm yerler şimdi sessizliğindir.

Bilmez misiniz o da ibadet eder. O yüzden hiç sesi çıkmaz.

Yorumlar

5 yorum to “Cemaat Fragmantasyonu”

  1. bekir
    October 7th, 2009 @ 17:12

    gerçekten hoş bir yazı. bir solukta okudum. iyi bir gözlem yapmışsınız gerçekten. kimi yerlerde kendimi gülmekten alamadım. anlattığınız olayları her hafta yaşıyoruz. elinize sağlık.

  2. arif
    October 12th, 2009 @ 11:36

    dostum güzel gözlemleyip doğru kelimelerle anlatmışsın. teşekkürler

  3. Emre
    October 12th, 2009 @ 11:50

    Bu dağınık oturma (fragmantasyon) olayını ben de istisnasız her hafta düşünürüm. Cemaati, camiye ilk geldiklerinde boş yer kalmayacak şekilde oturtmak mümkün olmayacaktır. Çünkü bu kişisel bazda bir iyileştirme yapmak demek olur ve herkesi bu yönde eğitmek zordur. Ama zaten belli bir desen üzere imal edilen cami halılarında cami girişinden minbere kadar halı üzerinde sarı (ya da yeşil, yani sadece farkı belirtecek şekilde) bir kişi eninde bir hat bulunsa ve burası en son olarak doldurulmak üzere bir koridor gibi boş bırakılsa, en azında sonradan gelen ama önlerde oturmanın faziletinden de faydalanmak isteyen ama omuzlar üstünden aşarak önlerdeki boşluklara bir yere kadar ulaşabilen cemaate de bir kolaylık olur ve daha az dağınık yerleşim ilk anlardan itibaren sağlanabilir. En son olarak ta sarı hat doldurulur. Bunun için de bir öğrenme süreci gerekecektir ama göze görünür bir hat olduğu için (yani kuralın fiziksel bir karşılığı da olacağı için) daha kolay öğrenilir diye düşünüyorum.

  4. sinan
    October 12th, 2009 @ 12:01

    o kadar kalabalığın olduğu yerde illaki pürüzler çıkacaktır. ama genel olarak bakıldığında cami cemaati en vukuatsız insan kalabalığıdır diye düşünüyorum. imamlarımız, o güzel insanlar, namaz kıldırma memurluğundan gerçek imamlığa,önderliğe geçebilseler, onlar da kendilerini eğitseler cemaat de değişecek, sahabe-misal halete bürünecektir inş.

  5. muhammed
    October 13th, 2009 @ 01:12

    @bekir: teşekkürler.
    @arif: sağol dostum.
    @emre: fikrin güzel aslında. kâbe’de bu sistem mevcut. aralarda ilerlemek için boşluklar kalıyor.
    @sinan: evet sinan. bu kadar kalabalığa rağmen yine de ciddi bir olay olmuyor. ama olayazması bile insanı üzüyor. kaç kere şahit oldum cemaatin boştan yere birbirine sesini yükselttiğine. enaniyet güzel değil. hele camide hiç güzel değil.

    yorumlarınız için var olun dostlar.

Yorum yazabilirsiniz





  • Neredesiniz?

    Son derece şahsî bir web günlüğündesiniz. Yazanın kim olduğunu merak ederseniz, buyrun. Yazılanlar ne kadar enteresan olursa olsun, muharririnden başka hiçbir kişi ya da kurumu enterese etmez, etmemelidir.

  • Ara