Muhammed Cuma Tahiroğlu

dünya sürgününde…

PDA Şaşkınlığı

Posted on | October 8, 2009 | Yorum yazılmadı

“Gözlem evi”nden bildirmeye and içtik. Yine hayattan, içimizden… ama bu sefer “iş”ten bir gözlem. İş demişken, buraya “Godfather”daki o müthiş cümleyi almamak olmaz:

it’s business, not personal.

Tüketim baronları, harcamalarımızı iki ayrı kanalda toplamışlar: iş ve ev. Ev’i eğlence ile ikame edebiliriz. Alışverişiniz ya iş odaklıdır ya da eğlence odaklıdır. Olsun. Her ikisi de tüketim çarkının dönmesine yardım eder. Daha ufak kanallar söz konusu olabilir, eğitim ve kültür gibi. Ama bunlar yine ana kanalları besleyecektir. Eğitim, iş için tüketilir meselâ. Kültür, D&R mağazasına girip yerlerde sürünen AŞK romanını almaktır.

Bu sert girişi fazla uzatmayıp yazının ana eksenini oluşturan, iş insanlarının vazgeçilmezi PDA’lara gelelim. PDA’lar, kişiye bir sürü işinde yardım eden cihazlardır. “Personal Digital Assistant” gibi bir açılımının olması lâzım. Değilse de böyle oluversin.

Soyları çok eskiye dayanır. (Kitâbi bir tarihçe anlatmaktan çok kişisel deneyimimi paylaşacağım.) Ben, ilk olarak, bir yaz stajında beraber çalıştığım arkadaşımda gördüm. Elindeki siyah beyaz ekran Palm idi. Tuvalete gitmeden önce bir yazılım ile belli sitelerin içeriğini cihaza aktarıyor sonra da tuvalette onları okuyarak işi kolaylaştırıyordu. Şimdi gözümüze alelade gelen bu cihazın tek bağlantı imkanı üzerine bindiği istasyonu idi. Zavallı dilsiz.

Günümüzde ise rekabetçi tüm PDA’lar GSM, Bluetooth, Wi-Fi gibi gerekli gereksiz tüm iletişim “dil”lerini biliyor. Ceplerimize her biri bir yandan girmeye çalışan müzik çalar, mobil telefon, PDA, fotoğraf makinesi gibi ıvır zıvır her şeyi tek bir cihazda topluyoruz ve adı “akıllı telefon” oluyor.

Şaşkınlık nerede başlıyor peki?

Bir toplantı hayal edin. İnsanların ellerinde kocaman ekranlı, dokunmatikli, kalemmatikli akıllı telefonlar. Hepsi muhtemelen iş yerinin posta kutusuyla senkronize durumda. Takvim’leri de aynı şekilde, bilgisayardaki takvimle eş.

Toplantıda ise önemli ya da zırva bir konu var. Sonuçta, konu var.

Yalnız dinleyenler, konuşanı dinlemek yerine sürekli cihazlarını kalemleriyle “tap“liyorlar ya da parmaklarıyla okşuyorlar. Belli olmaz, önemli mektuplar geliyordur o anda. Kim bilir. Ya da yetiştirmesi gereken bir cevap vardır.

Mimikler ise dinamik. Gelen mektuplarda moral bozucu hâdiseler de olabiliyor doğal olarak. Sıkıntı veren ve iş yükünü artıran haberler. Ya da evet, olur ya, bir ikramiye haberi. Tüm bunlar insanın toplantıdaki ruh hâlini, mimiklerini etkilemez mi?

Sonra bir sessizlik. Ya da asistanında yüzen birine yönelen br soru!

PDA’dan başını kaldıran insan, uzun süre bilmem kaç inç ekrana bakmanın verdiği göz alışkanlığı ile toplantı odasındaki insanları ilk defa görüyormuş gibi tanımaya çalışıyor. Evet, hatırlasana, biz, demin girmiştik toplantıya. Beraberdik. Ama sen neredesin be Firûze?

Firûze hâlâ kendine gelemiyor. Gözlerinde Karadeniz dağlarının serin sisi var. Mahcubiyet var mı yok mu belli değil. Lâkin o şaşkınlık yok mu. İşte o şaşkınlık, insanoğlunun evrensel bir paydası hâline geldi dostlar: PDA Şaşkınlığı.

İşte bir teklif.

Şimdi o şaşkınlığınıza kurban ettiğiniz toplantıları yeniden organize edin. Outlook’tan “meeting” atarak değil, söz ile tertipleyin. Yanınıza ne diz üstü, ne el içi bir cihaz almadan… Sırf kendiniz olarak, kâhyasız, yardımcısız, asistansız. Olduğunuz gibi gidin şu toplantıya.

Bakalım Firûze, üzüm buğusu gibi miymiş?

Yorumlar

Yorum yazabilirsiniz





  • Neredesiniz?

    Son derece şahsî bir web günlüğündesiniz. Yazanın kim olduğunu merak ederseniz, buyrun. Yazılanlar ne kadar enteresan olursa olsun, muharririnden başka hiçbir kişi ya da kurumu enterese etmez, etmemelidir.

  • Ara