Büyük Yalanlar
Posted on | November 11, 2009 | Yorum yazılmadı
Mustafa Armağan, söylemleri diğerlerine zıt da olsa tarz olarak yine bildiğimiz tarihçileri anımsatıyor. Tarihçi dediğimiz kişiler sanırım hep bu tarz olmak zorunda. Meslek icabı, bizim bildiğimiz şeylerin aslında bildiğimiz gibi olmadığını, bambaşka türlü olduğunu söylüyorlar. Teker böyle dönüyor anlaşılan. En doğru kelimesiyle, budur demek ki racon!
“Avrupa’nın 50 Büyük Yalanı” adıyla çok-satan raflara konumlanma güdüsü içerisinde. 2 km’den belli oluyor değil mi? Oldum olası bu iddialı başlıklara yanaşmamışımdır. Ancak burada konu ciddi, önümüzde tarih dersi var diyerekten bu başlığı yedim. Evet, 50 büyük yalan lafına tav oldum.
Kitap henüz bitmedi. Sürüyor. Aşağıda biraz “spoiler” içeren detaylar olabilir. Uyarmadı demeyiniz.
Avrupa’nın tanımını yapmaya çalışıyoruz ilk bölümlerde. Biraz Rasim Özdenören kitaplarındaki kavramların oturmayan zeminiyle iştigal ediyoruz. Sonrasında ver elini yalanlar.
Yalanlar peş peşe geliyor. Avrupa hakkında büyüttüğümüz, adına devrim, rönesans, aydınlanma veya kalkınma dediğimiz tarihin süsü olan olayların gerçek(?) yüzlerini okumaya başlıyoruz. Meselâ Magna Carta olayının nasıl tam tersi bir biçimde algılanıp onurlandırıldığını görüyoruz. Gözümüzde büyüttüğümüz Avrupa’nın ezikliğini ve aslında hiçbir şeye sıfırdan sahip olmadığını, hep aşırdığını öğrenerek kendimize güvenimizi tazeliyoruz. Tazeliyoruz, çünkü Avrupa öğrendiklerini de bizden öğrendi; kimden öğrenecek?
Bu kısımların abartarak sunulmasının hoşuma gitmediğini anlamışsınızdır. Ama hoşuma giden şey, Armağan’ın referans kullanımına çok dikkat etmesi. Bir laf savururken, dipnotu da peşinden savurması. Akademik bir titizlik göstermiş, tebrikler. Üstelik, önceki kitaplarından da hissettiğimiz edebî bir kaygısı var anlatımında. Her ne kadar böyle bir kitapta edebî sanatlara dalmak zor da olsa yer yer denemiş yazarımız. Başarısız demiyoruz, iyi olmuş.
Armağan artık Ortaylı, Bardakçı gibilerin olduğu A liginde top koşturan alternatif bir isim. Bu hâl de üzerine sinmiş durumda. Mustafa Bey’i gördüğümüzde, kitabın başından yeni kalkmış ve bir mola almış insan olarak görüyoruz. Araştırmacılığıyla Beşir Ayvazoğlu ile beraber müstesna bir yer işgal ediyor, yerli iklimde.
Bu kitabı, okuyucuyu gaza getirme tehlikesi içerse de dikkatli tüketildiğinde hoş ve aydınlatıcı bilgiler bırakacak cinsten:
Sanayi devriminin yaşandığı yıllarda İngiltere’de uyuşturucu maddeler neden yaygındır bilir misiniz? Fabrikalarda geçen uzun gecelerde çalışan anneler sevgili bebeklerini uyutmak için afyon bitkisi kullanıyorlardı da ondan.
Yorumlar
Yorum yazabilirsiniz
