<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Muhammed Cuma Tahiroğlu &#187; Buharlaşma Noktası</title>
	<atom:link href="http://tahiroglu.com/category/buharlasma-noktasi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tahiroglu.com</link>
	<description>dünya sürgününde...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Mar 2010 14:06:05 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hep mi &#8220;Ya Tahammül Ya Sefer&#8221;?</title>
		<link>http://tahiroglu.com/143/hep-mi-ya-tahammul-ya-sefer/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/143/hep-mi-ya-tahammul-ya-sefer/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 00:08:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[İlk okuduğumda, bir apartmanın en üst katındaydım. Ev sahibimiz, ruhsuz bir Almancı idi. Kapımızı çalması için kirayı bir gün geciktirmemiz gerekiyordu. Hiç bilmiyordu bu adam. Bu adam ve onun hâlden anlamaz hatunu. Biz yukarıda üşüyorduk. Üst katta, gökle aramızda sadece bir kat beton varken.
Ben işte o günlerde okudum &#8220;Ya Tahammül Ya Sefer&#8221;i. Tam üniversite öğrencisiyken. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk okuduğumda, bir apartmanın en üst katındaydım. Ev sahibimiz, ruhsuz bir Almancı idi. Kapımızı çalması için kirayı bir gün geciktirmemiz gerekiyordu. Hiç bilmiyordu bu adam. Bu adam ve onun hâlden anlamaz hatunu. Biz yukarıda üşüyorduk. Üst katta, gökle aramızda sadece bir kat beton varken.</p>
<p>Ben işte o günlerde okudum &#8220;Ya Tahammül Ya Sefer&#8221;i. Tam üniversite öğrencisiyken. Eskilerin ağzıyla, fakülte talebesiyken.</p>
<p>O zamanlar müzik zevkim bir başka idi. Hilmi Yarayıcı, Hakan Yeşilyurt ve İlkay Akkaya gibi adamları öğrenmiştim nereden çıktıysa. Akşamdan ıslanan nohut taneleri gibi şişivermişti başım, beynim bu ideolojik &#8211; romantik müziklerden.</p>
<p>Sezen Aksu hayranı bir Çorumlu. Çorbanın üzerine döktüğü baharatların, çorba miktarını geçmesiyle kimliğini ele verirdi. İşte bu adam, sağlam Sezen Aksu dinlerdi. Bir de tarihe meraklıydı. Ben meselâ, o kadar haber bülteni takip eden ben, Kıbrıs Türk devletinin dünyanın geri kalanı tarafından tanınmadığını ondan öğrenmiştim. Üniversite işte. İnsanlara neler öğretiyor.</p>
<p>Ben de ona Ahmet Kaya&#8217;dan Arka Sokaklar dinlemeyi öğrettim. Başta çok direndi ama sonra Osman İşmen&#8217;in sert ritimlerine kaptırdı kendini. Sezen Aksu&#8217;dan vazgeçiremedim, o da fiyaskomuz oldu.</p>
<p>O günlerde elimde bu kitap, nereye gideceğimden habersiz, esrarengiz müzikler eşliğinde, hafta sonları nohut yerken&#8230; ve fakülte talebesi şeklinde ilerlerken dâr-ı dünyada&#8230; yol arıyorduk işte. Yüz üstü sürünüyorduk da ayağa kalkmayı umuyorduk, nafile nafile.</p>
<p>Mustafa Kutlu, işte o zaman tanıdığım adamdı ilk olarak. Öyle bir hikâye yazmıştı ki hayatımın her safhasında senaryosunu üşüyerek hissedeceğim, benden, ondan, bundan, herkesten gerçek bir hikâye. Her hikâyesinde savrulurdum da bu hikâyede durulurdum Mustafa üstadın.</p>
<p>Âsım, profesör olan Âsım. Gençliği dergi çıkarma telaşlarında, karakterli bir cemiyetin içinde geçmiş. Dinlemiş, konuşmuş, yazmış. İdealler bulmuş kendine. Heyecan duymuş bu idealleri savunmaktan. Dışarıdakileri hatta, şuursuz addetmiş. Kendi, şuurlu çünkü. Niye yaşadığının farkında!</p>
<p>İnsan ne ile yaşar be Âsım!</p>
<p>Profesör Âsım&#8217;ın profesörlük dönemi, talebelik döneminden fersahlarca uzakta seyrediyor. Artık Âsım, o ideal denen şeylerin birer gençlik hâlecanı olduğunu düşünüyor. Tatlı bir anı olarak kitaplığa koymuş, kapatmış defteri. Çünkü açtığında neresinin sızlayacağını bilmiyor. En iyisi, meşgule düşürmek alacaklı &#8220;dava&#8221;ları.</p>
<p>Âsım, defteri kapatmış kapatmasına&#8230; Lâkin bir İlhan var Âsım&#8217;ın küllerinden doğmuş. İlhan Âsım&#8217;ın sızlayan yeri işte. Neresinin sızlayacağını kestiremeyen Âsım&#8217;ın meğerse evladı sızlıyormuş.</p>
<p>Loş ışıklar var odada. Karşıki apartmanın uydu antenine erotik görüntüler akıyor havadan. Saat 3. Turnalar, rüyaları geziyor; var mı sevdiğinden haber bekleyen?</p>
<p>Ben o arsız İlhan oluyorum bu saatlerde.</p>
<p>Meselâ, bir sahne var aklımda&#8230; Mutfaktan gelen seslere uyanan Âsım, ayakta tıkınan oğlunu görüyor. Tabi şaşırıyor. İşin acısı, işin insanı kanatan yanı da bu: şaşırması. İlhân, &#8220;hilâli gördün mü baba?&#8221; dediğinde, siz beni bir düşünün. Hâlâ aynı &#8220;ben&#8221;i düşünün. Ben oyum işte. O mutfakta mahsur kalmışım. Hilâli gördün mü demek istiyorum bana şaşırana!</p>
<p>İlhan, yüzleri silinen bir neslin vicdanı. Bu nesil, belli bir nesil değil. Her an bu neslin yüzü olanlarını ve bu neslin yüzü silinmişlerini bulabilirsin. Hepsi bir arada yaşayabilir, mutual / parazit ilişkiler kurabilir ve bu hep olağan olarak görünebilir.</p>
<p>Âsım, geride mahzun bir mâzi bırakmıştı. Şimdi hayatına egemen olan konfor, keyif  ve senfonik melodiler, o gerilerden gelen &#8220;ney&#8221; sesini epey bastırıyordu. Evet, o sahnede bilen bilir, bir de ney sesi vardı arkada. O sahne, Âsım&#8217;a hiç mi hiç bir darbe vurmadı. O İlhan&#8217;ın tedaviye ihtiyacı olduğu düşüncesine yöneliyordu.</p>
<p>İroni burada işte. Kim tedavi olmalıydı! Bu mu senin profesörlüğün be Âsım? Hem deminki soruyu bile cevaplamadın. İnsan ne ile yaşardı hani?</p>
<p>Veysel vardı ondan bahsetmedik. En son bir beldeye, reis olmaktan bahsediyordu. İlhan şaşırmamıştı.</p>
<p>Bizi şaşırtanlar var oysa İlhan! Bin tane Veysel gelip geçiyor ömrümüzden. Hep şaşırıyoruz, şaşırmaya devam ediyoruz.</p>
<p>Bu mudur sevgili Veysel&#8217;ler sizin aşkınız, sizin sebatınız, sizin vicdanınız. Bu mudur sizin Hayat Bilgisi testine verdiğiniz yanıtlar&#8230; Söyleyin Allah aşkına, ne oluyor sabit duran şeye. &#8220;Sebbit&#8221; yalvarışı Sezen Aksu şarkısı kadar mı etkiledi hayatımızı.</p>
<p><em>&#8220;Ben sende tutuklu kaldım&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Sabit&#8217;e sabitlenmek varken etrafınızdaki tazıların oluşturduğu merkezkaça mı tutuldunuz nedir?</p>
<p>Beni İlhanlaştırmayın ne olur&#8230; Ne olur o mutfaktan size &#8220;hilâli gördün mü?&#8221; diye bağırmak istemeyeyim. Ne olur, bir gün sizi Âsım gibi yeşil sahalarda top koştururken görmeyeyim. Dışım değişti, içim aynı numarası Elidor&#8217;a has bir numaradır. Size gitmez bu.</p>
<p>Size söylüyorum, üşüdüğüm balkondan bağırarak. Sen duymasan da olur sefil pornocu. Ama sen duy, ey şehrimin göğü! Az sonra elimde hikâyem, tatlı bir uykuya dalacağım. İlhan&#8217;ın deniz kıyısındaki büyük imtihanını düşüneceğim. Fakülte talebesiyim işte.</p>
<p>Hâlâ mutfaktayım. İlhan gibiyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/143/hep-mi-ya-tahammul-ya-sefer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Helvayı Sevdiğini Bilmemek</title>
		<link>http://tahiroglu.com/125/helvayi-sevdigini-bilmemek/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/125/helvayi-sevdigini-bilmemek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 04:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süreli bir seyahate çıkacakken yanınıza alacağınız üç şeyden birisi ne olurdu?
Benim cevabım hazır. Uygulamamla da cevabımı teyid etmiş bulunuyorum. Geçen haftaki gidiş seferimde, uçağın kargo bölümünde, minnoş minnoş sallanan ve ancak dikey yürütülebilen valizin içerisinde, yerel bir market poşetinin içinde o şey duruyordu evet: Antepfıstıklı tahin helvası.
Bu fıstıklı helva, hep kısa yolculuklara programlamışken kendini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli bir seyahate çıkacakken yanınıza alacağınız üç şeyden birisi ne olurdu?</p>
<p>Benim cevabım hazır. Uygulamamla da cevabımı teyid etmiş bulunuyorum. Geçen haftaki gidiş seferimde, uçağın kargo bölümünde, minnoş minnoş sallanan ve ancak dikey yürütülebilen valizin içerisinde, yerel bir market poşetinin içinde o şey duruyordu evet: Antepfıstıklı tahin helvası.</p>
<p>Bu fıstıklı helva, hep kısa yolculuklara programlamışken kendini görebileceği en uzun yolculuğu görüyordu belki. O da sevildiğinden habersizdi.</p>
<p>Günümüz insanının önemli bir farkındasızlığı var: helva. Hem bunu diğer yıl arkadaşlarıma anlatmak hem de bir haftalığına memleketi helva yiyerek yad etmek için aldım yanına kendilerini. 500 gr idi.</p>
<p>İlker arkadaşımızın Nutella&#8217;lı sandeviçleri arasında koca bir dilim yatırıyordum. İlk gün teklifsiz yapmıştım bu helva katkısını. İkinci gün kendi istemeye başladı.</p>
<p>Neden?</p>
<p>Çünkü insanımız helvayı sevdiğini bilmiyor. Bu kadar güzel bir kahvaltı yoldaşını neden market raflarında kurumaya mahkum ediyoruz aklım almıyor. Memleketimizin dört tarafı helvayla kaplı. Her yörenin bir helvası, her helvanın bir hikayesi&#8230;</p>
<p>Helva deyince milletin aklına sadece ölülere yapılan un helvası geliyor sanırım.</p>
<p>Uyanın ey millet. Helva yaşayanlara da can veriyor! Zengin ürün gamıyla ağız tadınıza, kalbinize ve geçmişle olan bağınıza hitap ediyor.</p>
<p>Bu sabah helvaya bir şans verin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/125/helvayi-sevdigini-bilmemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yedinci Kedi</title>
		<link>http://tahiroglu.com/92/yedinci-kedi/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/92/yedinci-kedi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Nov 2009 20:26:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[
Crossing Over&#8216;i izledim.
Tüm bu epik Amerikan filmlerinden öğrendiğimi pekiştirdim. Hıfzımı tekrar ettim.
Amerika yüce bir ulustur. Amerikan vatandaşı olmak, başarı ve fırsatlara açılan müstesna bir kapıdır.
Dünyanın geri kalan halkları, yani üçüncü dünya dediğimiz tayfa, bu kapıdan girmeden önce bir kere o elini indirmelidir.
İyi ki fimler var ve biz unuttuğumuz bu güzel gerçekleri hatırlıyor&#8230; ve biatımızı yeniliyoruz.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="crossing" src="http://www.filmschoolrejects.com/images/crossingover.jpg" alt="" width="348" height="180" /></p>
<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0924129/">Crossing Over</a>&#8216;i izledim.</p>
<p>Tüm bu epik Amerikan filmlerinden öğrendiğimi pekiştirdim. Hıfzımı tekrar ettim.</p>
<p>Amerika yüce bir ulustur. Amerikan vatandaşı olmak, başarı ve fırsatlara açılan müstesna bir kapıdır.</p>
<p>Dünyanın geri kalan halkları, yani üçüncü dünya dediğimiz tayfa, bu kapıdan girmeden önce bir kere o elini indirmelidir.</p>
<p>İyi ki fimler var ve biz unuttuğumuz bu güzel gerçekleri hatırlıyor&#8230; ve biatımızı yeniliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/92/yedinci-kedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PDA Şaşkınlığı</title>
		<link>http://tahiroglu.com/81/pda-saskinligi/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/81/pda-saskinligi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 21:13:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Gözlem evi&#8221;nden bildirmeye and içtik. Yine hayattan, içimizden&#8230; ama bu sefer &#8220;iş&#8221;ten bir gözlem. İş demişken, buraya &#8220;Godfather&#8221;daki o müthiş cümleyi almamak olmaz:
it&#8217;s business, not personal.
Tüketim baronları, harcamalarımızı iki ayrı kanalda toplamışlar: iş ve ev. Ev&#8217;i eğlence ile ikame edebiliriz. Alışverişiniz ya iş odaklıdır ya da eğlence odaklıdır. Olsun. Her ikisi de tüketim çarkının dönmesine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Gözlem evi&#8221;nden bildirmeye and içtik. Yine hayattan, içimizden&#8230; ama bu sefer &#8220;iş&#8221;ten bir gözlem. İş demişken, buraya &#8220;Godfather&#8221;daki o müthiş cümleyi almamak olmaz:</p>
<blockquote><p>it&#8217;s business, not personal.</p></blockquote>
<p>Tüketim baronları, harcamalarımızı iki ayrı kanalda toplamışlar: iş ve ev. Ev&#8217;i eğlence ile ikame edebiliriz. Alışverişiniz ya iş odaklıdır ya da eğlence odaklıdır. Olsun. Her ikisi de tüketim çarkının dönmesine yardım eder. Daha ufak kanallar söz konusu olabilir, eğitim ve kültür gibi. Ama bunlar yine ana kanalları besleyecektir. Eğitim, iş için tüketilir meselâ. Kültür, D&amp;R mağazasına girip yerlerde sürünen AŞK romanını almaktır.</p>
<p>Bu sert girişi fazla uzatmayıp yazının ana eksenini oluşturan, iş insanlarının vazgeçilmezi PDA&#8217;lara gelelim. PDA&#8217;lar, kişiye bir sürü işinde yardım eden cihazlardır. &#8220;Personal Digital Assistant&#8221; gibi bir açılımının olması lâzım. Değilse de böyle oluversin.</p>
<p>Soyları çok eskiye dayanır. (Kitâbi bir tarihçe anlatmaktan çok kişisel deneyimimi paylaşacağım.) Ben, ilk olarak, bir yaz stajında beraber çalıştığım arkadaşımda gördüm. Elindeki siyah beyaz ekran <strong>Palm</strong> idi. Tuvalete gitmeden önce bir yazılım ile belli sitelerin içeriğini cihaza aktarıyor sonra da tuvalette onları okuyarak işi kolaylaştırıyordu. Şimdi gözümüze alelade gelen bu cihazın tek bağlantı imkanı üzerine bindiği istasyonu idi. Zavallı dilsiz.</p>
<p>Günümüzde ise rekabetçi tüm PDA&#8217;lar GSM, Bluetooth, Wi-Fi gibi gerekli gereksiz tüm iletişim &#8220;dil&#8221;lerini biliyor. Ceplerimize her biri bir yandan girmeye çalışan müzik çalar, mobil telefon, PDA, fotoğraf makinesi gibi ıvır zıvır her şeyi tek bir cihazda topluyoruz ve adı &#8220;akıllı telefon&#8221; oluyor.</p>
<p>Şaşkınlık nerede başlıyor peki?</p>
<p>Bir toplantı hayal edin. İnsanların ellerinde kocaman ekranlı, dokunmatikli, kalemmatikli akıllı telefonlar. Hepsi muhtemelen iş yerinin posta kutusuyla senkronize durumda. Takvim&#8217;leri de aynı şekilde, bilgisayardaki takvimle eş.</p>
<p>Toplantıda ise önemli ya da zırva bir konu var. Sonuçta, konu var.</p>
<p>Yalnız dinleyenler, konuşanı dinlemek yerine sürekli cihazlarını kalemleriyle &#8220;<em>tap</em>&#8220;liyorlar ya da parmaklarıyla okşuyorlar. Belli olmaz, önemli mektuplar geliyordur o anda. Kim bilir. Ya da yetiştirmesi gereken bir cevap vardır.</p>
<p>Mimikler ise dinamik. Gelen mektuplarda moral bozucu hâdiseler de olabiliyor doğal olarak. Sıkıntı veren ve iş yükünü artıran haberler. Ya da evet, olur ya, bir ikramiye haberi. Tüm bunlar insanın toplantıdaki ruh hâlini, mimiklerini etkilemez mi?</p>
<p>Sonra bir sessizlik. Ya da asistanında yüzen birine yönelen br soru!</p>
<p>PDA&#8217;dan başını kaldıran insan, uzun süre bilmem kaç inç ekrana bakmanın verdiği göz alışkanlığı ile toplantı odasındaki insanları ilk defa görüyormuş gibi tanımaya çalışıyor. Evet, hatırlasana, biz, demin girmiştik toplantıya. Beraberdik. Ama sen neredesin be Firûze?</p>
<p>Firûze hâlâ kendine gelemiyor. Gözlerinde Karadeniz dağlarının serin sisi var. Mahcubiyet var mı yok mu belli değil. Lâkin o şaşkınlık yok mu. İşte o şaşkınlık, insanoğlunun evrensel bir paydası hâline geldi dostlar: PDA Şaşkınlığı.</p>
<p>İşte bir teklif.</p>
<p>Şimdi o şaşkınlığınıza kurban ettiğiniz toplantıları yeniden organize edin. Outlook&#8217;tan &#8220;meeting&#8221; atarak değil, söz ile tertipleyin. Yanınıza ne diz üstü, ne el içi bir cihaz almadan&#8230; Sırf kendiniz olarak, kâhyasız, yardımcısız, asistansız. Olduğunuz gibi gidin şu toplantıya.</p>
<p>Bakalım Firûze, üzüm buğusu gibi miymiş?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/81/pda-saskinligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Urfa&#8217;nın Etrafı</title>
		<link>http://tahiroglu.com/75/urfanin-etrafi/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/75/urfanin-etrafi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 08:59:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[Güneydoğu şehirlerini pek bilmem. Maraş&#8217;tır memleketim ama Anadolu&#8217;yu Maraş&#8217;a  kadar görmüşümdür. Yalnız 2 senedir bu peygamber şehriyle, Urfa ile muaşakamız  var.
Urfa&#8230;
Urfalı insanlarda, Doğu&#8217;nun mistik damarlarının hâlâ  dipdiri olduğunu hissedebilirsiniz. İnanç çok kuvvetli. Bazen kör de olsa, kâvi,  sert. Bu geneli inançlı insanlar çok da misafirserver. Size sofralar açarlar, sofralar dolusu  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneydoğu şehirlerini pek bilmem. Maraş&#8217;tır memleketim ama Anadolu&#8217;yu Maraş&#8217;a  kadar görmüşümdür. Yalnız 2 senedir bu peygamber şehriyle, Urfa ile muaşakamız  var.</p>
<p>Urfa&#8230;</p>
<p>Urfalı insanlarda, Doğu&#8217;nun mistik damarlarının hâlâ  dipdiri olduğunu hissedebilirsiniz. İnanç çok kuvvetli. Bazen kör de olsa, kâvi,  sert. Bu geneli inançlı insanlar çok da <em>misafirserver</em>. Size sofralar açarlar, sofralar dolusu  gönüllerini sererler önünüze.</p>
<p>Şehir küçüktür. Bir ucundan diğer ucu,  Kadıköy-Maltepe arası kadar en fazla. Belki de daha küçük. Hava alanı yolunda  yeni bir Urfa inşa ediliyor. Buralar pahalı, sakinleri paralı. Ama eski  Urfa&#8217;da, fakirlik çok be abi! Eyyub peygamber&#8217;in makamında ne kadar dilenci  çocuk var öyle!</p>
<p>Şehrin en güzel ve en uğrak yeri halil ibrahim  peygamber&#8217;in adıyla anılan yer: balıklı göl. balıklar var, su var, cami var, çay  bahçeleri var. Sıcak urfa&#8217;nın ağaçlar altında serinleten yeri. Gidip bir  menengiç içiverin; benden.</p>
<p>Bizim ülkemizde her şey tam anlamıyla güzel  olmadığı ve güzel kalmadığı için çok müteessirim abi. Urfa&#8217;nın balıklı gölü ne  kadar güzel ise, içindeki peyzaja ne kadar uğraşmışlarsa girişindeki manzaraya  da o kadar tükürmüşler. Rezil bir otopark, rezil bir giriş. çöplerin arasından,  peygambere varış&#8230;</p>
<p>Hikâyesi çok bu memleketin. Kıyafeti, yemeği, konuşma  ağzı&#8230; şehr-ine münhasır. Şu güzel anadoluyu gülüyle ve çöpüyle  sahiplenebiliyorsanız, Urfa da sizindir.</p>
<p>Türküsü, &#8220;gezme ceylan bu  dağlarda&#8221; der fakat siz gidin, gezin. Zaten sizin olan bu şehri seattle kadar,  san fransisko kadar sahiplenin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/75/urfanin-etrafi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilgisayarlı Yeteneksizlik</title>
		<link>http://tahiroglu.com/50/bilgisayarli-yeteneksizlik/</link>
		<comments>http://tahiroglu.com/50/bilgisayarli-yeteneksizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 11:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>muhammed</dc:creator>
				<category><![CDATA[Buharlaşma Noktası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tahiroglu.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Dr. Laurence J. Peter / Raymond Hull’un “bilgisayarlı yeteneksizlik”  konusunda verdiği bir örneği buraya aktarmadan geçemeyeceğim. Adı geçen  yazarlar: “Matbaa, radyo, televizyon sırasıyla insanların yeteneksizliklerini  araştırarak sürdürme olanaklarını geliştirmişlerdir. Şimdi bu konuda sıra  bilgisayarlara gelmiştir.” dedikten sonra şu örneği veriyorlar:
Geçme Bloklar A.Ş’nin kurucusu ve genel direktörü R. Silisgil, yeteneksizlik  düzeyine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Dr. Laurence J. Peter / Raymond Hull’un “bilgisayarlı yeteneksizlik”  konusunda verdiği bir örneği buraya aktarmadan geçemeyeceğim. Adı geçen  yazarlar: “Matbaa, radyo, televizyon sırasıyla insanların yeteneksizliklerini  araştırarak sürdürme olanaklarını geliştirmişlerdir. Şimdi bu konuda sıra  bilgisayarlara gelmiştir.” dedikten sonra şu örneği veriyorlar:</p>
<p>Geçme Bloklar A.Ş’nin kurucusu ve genel direktörü R. Silisgil, yeteneksizlik  düzeyine yönetici olarak ulaşmış bulunan bir mucit mühendisti. Silisgil, büro  müdürünün, muhasebecilerin, memurların iyi çalışmadıklarından şikayetçiydi.  Yöneticimiz bu görevlilerin diğer yerlerdeki görevlilerden ne daha iyi ne de  daha kötü olmadıklarının farkında değildi: Hele bazıları yeteneksizlik düzeyine  de ulaşmış olduğundan pek âlâ iş çıkarıp şirketi yürütüyorlardı. Silisgil’in  karışık ve anlaşılmaz buyruklarından şirketin işine yaramayanları yarayanlardan  ayırıp uygun işlemleri yapıyorlardı.</p>
<p>Günlerden bir gün bir satış görevlisi, alınacak bir bilgisayarın pek çok büro  ve muhasebe memurunun işini yapacağına, iş yerinin verimini de yükselteceğine  Silisgil’i inandırdı. Silisgil siparişi verdi, bilgisayar kuruldu ve “fazla”  memurlara yol verildi. Ne var ki kısa bir süre sonra Silisgil gördü ki şirketin  işleri eskisine göre ne hızlanmış ne de düzelmiş! Çünkü Silisgil, bilgisayarın  iki önemli özelliğini (ya da bu iki özelliğin kendi işine yansıyabileceğini)  bilmiyordu:</p>
<ul>
<li>Bilgisayarlar, açık seçik olmayan direktifleri  yanıtlamazlar; ışıklarını yakıp söndürerek işaret verip açıklama  beklerler.</li>
<li>Bilgisayarlar görgü kuralları da bilmezler, iltifat da  etmezler, kendi kendilerine düşünüp doğru karar da vermezler. Bir bilgisayar  yanlış direktiflere “Peki efendim, hemen efendim” deyip, sonra gidip işi doğru  yapamaz: Yeterince açık seçik olmak koşuluyla, yanlış emirleri de olduğu gibi  yerine getirir.</li>
</ul>
<p>Silisgil’in işi, bu durumda hızla tepe aşağı gitti, bir yıl içinde de iflasa  ulaştı. Adamcağız, bilgisayarlı yeteneksizliğin kurbanı oldu.</p>
<p>Bu örnek olaydan sonra, adı geçen yazarlar, bilgisayarlar hakkında şu üç  gözlemi tespit ediyor:</p>
<ol>
<li>Bilgisayarlar aslında yeteneksiz olabilirler. Yani yapmaları gereken görev ve işlemi doğru düzgün yapmayabilirler. Bu yeteneksizlik, kesinlikle giderilemez. Çünkü Peter İlkesi (yani her görevin, zaman içinde, onu yapmakta yeteneksiz görevlilerce doldurulması eğilimi) bilgisayarların projelerinin hazırlandığı, bu araçların yapıldığı iş yerlerinde de geçerlidir.</li>
<li>Bilgisayarların kendileri yetenekli olsalar bile, sahiplerinin, kullanıcılarının yeteneksizliklerinin sonuçlarını ileri derecede büyütme özelliğindedirler.</li>
<li>Bilgisayarlar, tıpkı insan görevliler gibi Peter İlkesi&#8217;ne bağlıdırlar. Başlangıçta iyi iş çıkarırlarsa, bunlara daha zor ve sorumlu işler yükleme eğilimi ağır basar; sonunda bilgisayarlar da yeteneksizlik düzeyine ulaşırlar.</li>
</ol>
<p><em>R. Özdenören, Yaşadığımız Günler, </em>s. 108-110, İz Y, İst. 2008</p></blockquote>
<p>&#8220;Bilgisayarlı Yeteneksizlik&#8221; konusundaki örneği inceledik. Hadi şimdi herkes not etsin; evine gidince &#8220;İnternetli İletişimsizlik&#8221; konusunu çalışsın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tahiroglu.com/50/bilgisayarli-yeteneksizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
