Henüz “inovasyon” terimini Türkçede karşılayamadık malesef. Çünkü tek bir kelime yetmiyor, illaki cümlelerle açıklamak (örneğin “değer yaratan yenilik”) gerekiyor. “Yenilik” veya “yenilikçilik” değil mi diyebilirsiniz. Fakat, tüm tanım sahipleri, inovasyonun yenilikçilikten daha ileride bir şey olduğunu anlatmak meramında olduğu için, bu karşılığı kabul edemiyorlar.
İnovasyon, insanın uğraşıp didindiği her branşta karşımıza çıkan bir başarı anahtarı. Üstün başarılar kazanmış kime sorsanız, inovasyona atıflar yapacak. Sıradanlık belki karın doyuruyor. Ama üstün bir başarı için, “sıradan”ın bir basamak üstüne çıkmak gerekiyor.
Niye inovasyonu “yenilik”le karşılayamıyoruz?
İşte burada yazıya verdiğimiz başlıktaki espriye geliyoruz: Abes. “Abesle iştigal” diye güzel bir deyim vardır, belki bilirsiniz. Hatta aşağıdaki diyalog da meşhurdur:
- Ne işle iştigal?
- Abesle iştigal.
- Hö?
Bağlantı şu: bir yeniliğin inovasyon olamamış hâline “abes” diyebiliriz. Çünkü inovasyonun elle tutulur bir şey olması gerekiyor. Eğer sizin yeniliğiniz, faydaya dönüşme potansiyeli taşımıyorsa ve tüm zorlamalarınıza rağmen bir türlü fayda oluşmuyorsa, o saate kadar abesle iştigal etmiş oluyorsunuz. Bulduğunuz şey de “abes” oluyor.
Şu an dünyadaki en değerli servet, hiç şüphesiz bilgi, amenna. Ama her ne hikmetse bilgisi olanlar değil, inovasyon gücü olanlar kazanıyor.
Biz bilgimizi kuşandık, yenilikçi bir fikir de bulduk. Peki niye hâlâ başaramıyoruz. Neden inovasyona dönüşmedi bu çabamız? Ne eksik?
Siz elinizden geleni yapsanız bile, fikrinizin faydaya dönüşmesi garanti değil. Çünkü tüm ipler sizin elinizde değil. Değeri zamanında anlaşılamamış sanatçıları düşünün. Siz de bir anlamda sanatçısınız. Toplum, sizin buluşlarınıza hazır olmayabilir. Toplum sizin kurduğunuz start-up’lara meyillenmeyebilir.
Yani yaptığınız işin fayda getirip getirmeyeceğini kestirmek, sizin en mühim zorluğunuz. Bu nedenle birtakım nesnel metodlara başvurmalı ve eğri oturup doğru konuşmalısınız.
Çok yüzeysel bir mesel verelim. Bir restoranda çalışıyorsanız, işletme sahibine aşağıdaki öneriyi yapabilirsiniz:
Efendim, kullandığımız peçetelerin kalitesini düşürürsek, hatta eski usül pembe saman kağıtlara çevirirsek senede 300 bin dolar tasarruf ederiz. Ayrıca, bu klasik imajı dekorasyonla desteklersek, müşteri ilgisini de daha çok çekebiliriz.
İşletme sahibi, teklifinizi uygulamaya başladı diyelim. Sene sonunda elde edilen tasarrufu yenilenmiş bir BMW’ye dönüştürdüğünde inovasyon süreci tamamlanmış olacaktır.
Her neyse. İnovasyonu sadece ticari düşünmemek gerekir. Ciddi hastalıklara yepyeni bir tedavi tekniği geliştirmek, inovasyondur. Ağır çalışan bir yazılım sistemini, genel fonksiyonaliteyi bozmadan, hafif fırça darbeleriyle küheylan gibi coşturmak da bir inovasyondur.
Neyle uğraşıyorsanız uğraşın, orada mutlaka bir inovasyon kapısı vardır. Yaptığınız işe dönün, bir kez daha bakın. Ailenize, dostlarınıza, mahallenize, memleketinize, ülkenize ve tüm insanlığa, ne hoşluk, ne güzellik üretebilirsiniz?
İşte belki o zaman ayağınız kayıp düşecek gibi olduğunuzda, kendinizi değil, davanızı düşünürsünüz.