muhammed c. tahiroğlu

seçkin bir kimse değilim

İstatistik.NET

DocuSign isimli bir firma, sitesine gelen tarayıcılar üzerinden hareketle bir .NET versiyon istatistiği yayınlamış

Pasta şöyle:

İstatistiği sadece IE kullananlardan topladıklarını, %17’sinde bu değeri alamadıklarını, 13000 denekle iş yaptıklarını ve de mükerrerliği tam anlamıyla önleyemediklerini not etmek gerek. 

Yine de sonuçlar dikkat çekici. Özellikle .NET 4’ün %42 düzeyine çıkması? Siteyi ziyaret edenlerin profilleri de önemli. Bu şirket, teknolojik işler yaptığından olsa gerek, gelenler de son sürümlere yatkınlar.

Bu istatistiği, meselâ Ekşi Sözlük gibi veya Hepsiburada gibi her türden vatandaşın bir selam verip çıktığı yüksek trafikli sitelere bir yaptırmak lâzım. 

Amazon Kindle’ın Canına Okumuş

Amazon, geçen gün, yenilediği Kindle serisini gösterdi. Dünyanın en çok tercih edilen e-kitap okuyucusunun geldiği hâle bir bakın:

Bir tane klasik model. Ama tuşları gitmiş. Eskiden nasıldı:

Altta nefis bir klavye vardı. Cihaz bir daktilo görevi görmese de yazılacak şeyler için epeyce pratiklik sağlıyordu bu klavye.

Peki şimdi giriş modelini ne yapmışlar? Klavyeyi kaldırmışlar, Nokia’nın dört yönlü butonundan koymuşlar. Bir harf yazmak için epey bir köle olmak gerekiyor:

Cihazın fiyatını da 80 dolara çekmişler. Peki 20 dolar farkla diyelim ki dokunmatik olanını alalım. Yani aradaki versiyonu: Kindle Touch’ı. 

Bunda da sizi iPad veya diğer tabletlere göre korkunç bir dokunmatik tecrübe bekliyor. Çünkü e-ink ekran tepkisi yavaş bir teknoloji. Dokunmatiğe verdiği tepkiler, iPhone’unuz gibi anlık olmayacak. Keyif faktörü azalacak.

Demek ki ikisi de bizi göklere çıkarmıyor. E-ink biraz daha gelişsin, dokunmatikle anlaşmaya başlasın; o zaman tekrar bakarız.

Peki tablete ne demeli? Yani Kindle Fire’a?

Tarife gerek yok. Arif olan anlar ki bu cihaz, donanımsal olarak hiç iddialı değil. Zaten cihazın bütün vurgusu, kendine değil, sunduğu yazılm ve servislere.

Amazon, dünyanın en büyük satıcısı. Şimdi de dijital içerik sağlayıcı yönünü kuvvetlendirmek istiyor. Uçtan uca büyümek, hortumun bir ucunu da tüketiciye doğru bağlamak istiyor. 

Kindle Fire, adeta bir huni. Amazon’un varını yoğunu, sizin elinize ufak bir tablet üzerinden akıtan bir huni. Cihazın kendisini zararına satıyor. Asıl satmak istediği, Amazon’un paralı abonelikleri, ürünleri, e-kitapları, vs. 

Kindle Fire sizi bir tablet sahibi yapmayacak. Tutsak (veya sadık) bir Amazon müşterisi yapacak, o kadar.

Amazon, bu tablete işletim sistemi olarak da Android atmış. Ama nedense hiç bahsetmiyor. Google’a ayıp olmuyor mu?

GTK+ 3.2 Şov Yapmış

Ben mi ilk defa görüyorum bilmiyorum. Sonunda bir masa üstü tarafı GUI kütüphanesi, kendini web uygulaması olarak “render” etmeyi başarmış. Üstelik de HTML5. Gerçekten fantastik ve ayakta alkışlanası. 

Sayfadaki video’ları izleyin ve kendiniz karar verin:

http://www.webupd8.org/2011/09/gtk-32-released-with-html5-allows.html

GTK+’nın backend servisi, GIMP editörünü ve hatta bir internet tarayıcı uygulamasını bile HTML5 olarak yayınlıyor. 

Bir zamanlar bunu Microsoft yapsın diye beklemiştik. Fakat olmadı. ActiveX rüyasından SilverLight ve WPF browser app dünyasına geçtik.

Bu projenin deneysel olduğunu hatırlatalım. Ayrıca daha geçenlerde benim de ifade ettiğim, her ortamın kendi karakteristik arayüz kuralları vardır; onu gözeterek ona uygun ve ona özgü GUI yazmak gerekir prensibi var ya: Onunla da örtüşmüyor. 

Ama ilginç. Ama yeme de yanında yat.

Biraz Hızlanalım

İnternet kullanımına hız katmak isteyen Windows’çulara ufak bir sır veya tavsiye: kişisel DNS kullanın. 

Meselâ Simple DNS Plus

İş gayet basit. Bu programın ardından DNS sunucusu olarak sağı solu değil, 127.0.0.1‘i gireceksiniz. İsim çözümleme istekleriniz, doğrudan lokalinizdeki sunucunuza gelecek.

Bu sunucuyu da 8.8.8.8 veya ISP’nizin ön tanımlı DNS’ine yönlendirdiniz mi işlem tamam.

Artık ilk istekte lokal DNS’iniz adresi zulaya atacak ve diğer isteklerde, internete çıkmadan, lokalden cevaplayacak.

Küçümsemeyin. Epey hız kazanacaksınız. Özellikle Google Maps gibi yoğun adres çözümlemesi isteyen sitelerde, konforunuz artacak. 

Ölenle Ölünmez

Bu lafımız geliştiricilere. 

Geçen günkü bir yazıma, ismini vermek istemeyen bir izleyici, biraz kaba yorumlar yazmış. “Java öldü” dememe alınmış. Aslında link verdiğim yazıdaki kanaate katıldığımı belirtmiştim. 

Şimdi diyeceğim o ki… bir platformun ölmesi demek, o platformdaki vatandaşların işsiz kalması, endüstrinin çökmesi, tezgahın durması demek değil. Bunu duygusal geliştiriciler, fazlaca yanlış anlıyor. 

Bir platformun ölmesi, aslında o platforma rağbetin azalması şeklinde yorumlanmalı. Söyleyenler de öyle söylüyor. Yoksa, hâşâ, “siz artık cenazesiniz, yaşayan ölüsünüz” diye lakırdılar serdetmiyor. 

Sevgili Javacı kardeşim,

Sen değil miydin yıllar evvel, Java’nın her yerde çatır çatır çalıştığını gururla söyleyen. Doğruydu. Gömülü sistemlerden internet tarayıcılarına kadar her değişik aurada Java kendine yer buluyordu. O zaman cross-platform, en muteber kelimeydi.

Dedim ki ben işte, ne günlere geldik. Devir değişti. 

Şimdi artık kimse, cross-platform derdinde değil. Dünyalılar öğrendi ki, her platformun kendi karakteristiği, kendi kalıpları ve kendi kuralları var. Windows’ta “tamam” tuşu sağdadır; Mac’te soldadır; misâl. Sen cross-platform derdinde ortak bir GUI yaparsan, bir tarafın geleneğini çizmiş olursun. O nedenle, cross-platform, istemci tarafta artık “bal dök yala” bir kavram olarak görülmekten çıkmıştır. 

Martin Fowler üstad bile, bunları tekrar ediyor müridlerine. Bir kod yazayım ki tüm evrende çalışsın derdine düşmeyin diyor. Ne kadar farklı istemci varsa o kadar GUI yapın… masraftan kaçınmayın diyor.

Tam bu noktada, bu masrafı azaltmak için bazı yenilikler devreye giriyor. Ölü uykusundaki HTML, oluveriyor HTML 5. Javascript’in yetenekleri artıyor, framework’ler coşuyor derken, kimse sizin sanal makinenize, Java motorunuza hasret kalmıyor.

Her cihaz, yaklaşan bulutların altında, kendi grafik arayüz geleneğini oluşturmuş durumda. Bu arayüz geleneği, o cihaza özgü. Onun alamet-i fârikası. Tüm bunlardan dolayı, ben hepinize aynı arayüzü sunarım diyen birisi, ancak kâle alınmamakla ödüllendirilir. 

Javacı kardeşim,

Çok sevdiğimiz Java da .NET Framework gibi sunucu taraflı bir güç olarak yoluna devam edecek. O tarafta ikisine de kimse ses etmeyecek. Cross-platform derdi de zaten olmayacak. Sunucu size ait olduğu ve platformu siz seçtiğiniz için platformlar arası kaygı taşımayacaksınız. 

Ya front-end’ler… orada malesef, ikinize de yer yok. 

Eğer uygulamanızın yüksek erişilebilirlikte olmasını istiyorsanız, HTML5+Javascript+CSS teknolojileriyle her internet tarayıcıda çalışabilen, nefaset abidesi bir web uygulaması düşüneceksiniz. Arkasında Ruby olsun, ASP.NET olsun ya da Servlet olsun. Çok sevdiğiniz Wicket da olabilir. Hiç farketmez. Dedim ya az önce. Sunucu tarafı, sizin çiftliğiniz. İstediğiniz binayı dikebilirsiniz. Ön tarafı HTML5 tuttuğunuz sürece, sorun yok.

Uygulamanız, donanımsal destek istiyorsa bu sefer platforma özgü kodlamaya geçeceksiniz. iPhone’lara ayrı, Android’lere ayrı, Windows 8’lere ayrı (Metro), Mac OS X’lere ayrı (Cocoa) ve de Linux’lara ayrı bir front-end yazacaksınız. Arka tarafta servislerin teknolojisi, yine size kalmış.

Lamı cimi yok. Sene 2011 ve doğru patika budur. 

Örnek var mı?

Var: Dropbox ve Evernote. Bir inceleyin bu arkadaşları. Neden başarılı olduklarını düşünün. Java’yla mı sağlamışlar acaba bu kadar yayılmayı?

Ölenle ölmeden, her aracı doğru yere koymalıyız… ve yola devam etmeliyiz. Yol uzun, şartlar çetin.

İlkokul seviyesinde görüşler belirttiğimi iddia eden Java direnişçisine sevgilerimle.

TRT FM ve Beyhude Geçti Yıllar

Ne zaman TRT FM açsam, konuşan sunucu çiftler ve canlı yayına bağlanan müdavimler çıkıyor bahtıma. 

Bu müdavimlerin sözlerini dinleyince, dünyanın en boş, en gereksiz adamı gibi hissediyorum kendimi. Ömrüm, hep boşa geçmiş gibi. 

Neden böyle bir radyoya kalpten bağlanmadım ki? 

Neden şöyle gururla anlatabileceğim, şu kadar yıldır sizi dinlerim diyebileceğim bir geçmişim yok ki!

Bir radyoyu ölesiye dinleyip, canlı bağlantılara katılmanın ve sunucu çiftlerle ahbap olmanın dünyadaki en erdemli şey olduğunu neden bu kadar geç anlıyorum ki!

SEO Mağduriyeti

SEO düşmanı değilim. Alın teri ile arama motorunda üst sıralara çıkanları takdir ederim, ellerinden öperim. 

Fakat iş otogar simsarlığına döndüğünde, enginlere sığmam taşarım. 

Şimdi size örnek bir Google araması gösteriyorum:

Ne görüyorsunuz?

Meşhur ve prestijli olduğunu düşündüğümüz bir sitenin, Logitech kulaklık krizine girdiğiniz bir anda, size süper bir sonuç önerdiğini görüyorsunuz. Değil mi? Hatta bu arkadaşlar, “uygun fiyata” kalıbını ürünün adıyla birleştirip, adam gibi bir cümleyi de arama sonucuna yerleştirmişler. SEO’cular bunun HTML’deki meta alanlarından geldiğini bilirler. 

Peki, vatandaşlık hakkımızı kullanıp bu sonuca basalım:

Olayı daha fazle deşmeye gerek yok. Aldatıldık.

Neden satmadığınız ürünleri indeksletiyorsunuz? Bizi kandırmak için. Bizi yanlış otobüse bindirmek için.

Bize gitmediğiniz şehrin adını söylüyorsunuz. Bizi istemeden geldiğimiz bir otogarda bırakıp gidiyorsunuz. 

Otogar simsarlarının filmlere bile konu olmuş hilelerini, internetin büyük siteleri malesef vatandaşa uyguluyor. 

Etik mi arkadaşlar? 

Taşlar Yerine Oturdu

Konumuz yine Microsoft geliştirme teknolojileri.

Gürültülü geçen 5 Build günü sonrası anladıklarımız şunlar:

1 - Windows 8, bugüne kadar bildiğimiz klasik Windows form arayüzlerine ilaveten yeni bir kullanıcı arayüzü platformu getiriyor. Bu platform, mevcut “start” menüsünün yerine geçiyor. Platformun adı da daha önceden bilinen Metro.

2 - Metro, .NET’in küçük bir profili üzerinde C#-XAML diliyle ya da doğrudan C++-XAML diliyle yazılabiliyor. Ya da HTML5-Javacript dilleri de kullanılabiliyor.

3 - Metro’nun dünyamıza girmesinin tek ama tek esprisi var: dokunmatik tabletler. Tabletleri yeniden dünyanın gündemine sokan da iPad.

4 - Metro uygulamaları, mevcut Windows ekranlarından oldukça farklı bir deneyim sundukları için, geliştiriciden çok kullanıcıya bir “devrim” olarak görünüyor. Geliştiriciler yine bildikleri araç ve dilleri kullanıyorlar.

5 - Metro’nun geliştiriciye getirdiği yenilik, yeni “native” API’ler: WinRT. Bu API’ler, .NET fonksiyonalitelerinin bir kısmını daha Metro-vâri biçimde tekrar ediyor. .NET ile Metro yazarsanız, CLR’nin ufak bir profili yine çalışıyor.

Benim yorumlarım:

1 - Tamam, bir şeylerin öldüğünü söylemek kolay geliyor. .NET öldü, SilverLight öldü diye ağzımızdan çıkıveriyor fakat, Build, bunları tam söyleten bir konferans değil. Henüz öldü denecek bir şey yok fakat Bolu Tüneli açılmış oluyor. Dağ yolu, kapanmasa da müşteri kaybedecek. İsmail’in Yeri’ni mutlaka otobana taşımak lazım.

2 - Şu anki Metro felsefesinin bir tarafı aksıyor gibi. Çünkü hem izole ortam hem App Store mantığıyla dağıtılan, güvenli Metro uygulamaları yanında, cihazın tüm kaynaklarına ulaşan klasik masa üstü uygulamalarını da çalıştırabiliyoruz. Yani bir yanda çok güvenli, Microsoft’un sertifikasyonla kendi dağıttığı üçüncü parti Metro’lar var. Diğer yanda, tamamen kullanıcının kontrolünde, bilgisayarın kimyasını bile değiştirebildiğiniz uygulama dünyası. Azıcık bir ferasetle, bunun hafif bir geçiş dönemi olduğunu söyleyebilirsiniz. Zaman içerisinde, sadece Metro çalıştıran bir Windows edisyonuna doğru gideceğimiz aşikar. (Üstad John Gruber de aynı şeyleri düşünmüş.) Peki prodüktivitemiz ne olacak? Microsoft’un reçetesi Hyper-V. Metro içerisinden Hyper-V’ye ve oradan da masa üstü dünyasına geçeceksiniz sanki. O dünya ise, sizin kişisel verilerinizi içeren, Metro dünyasına doğrudan erişemiyor. Oldu mu? Bu geçen zaman içerisinde, paralel olarak Metro uygulamalarında da önemli artış olacak. Bu artışa en önemli katkıyı, tabi ki Microsoft yapacak. Office paketini tamamen Metro’da, yeniden yazdığını düşünün. Sürekli yetenekleri artan ve klasik versiyonuna ihtiyacı azaltan bir Office’i görmek için çok beklemeyeceğiz.

3 - Aslında Microsoft, dokunmatik dünyaya özel bir arayüze geçerek, doğru olanı yaptı. Phone 7’de aldığı kararı, buraya uyguladı. Apple‘ın hata yapmadığı bir alanda, onu takip etti. Dokunmatik dünya, yepyeni bir arayüz deneyimi yaşatıyor. Tüm uygulamaların da MUTLAKA buna göre yazılması gerekiyor.

4 - Gelecek XAML’ın olacak. Microsoft dünyasında top koşturan oyuncuların ne yapıp edip, XAML’ca konuşmayı öğrenmesi gerekiyor. Hem masa üstü tarafta ve hem de gelişecek olan Metro tarafta, ana dil, XAML olacak. XAML pek güçlü bir dil. İyi tasarlanmış bir dil. Öğrenmeye ve derinleşmeye değer.

5 - Microsoft, sunucu teknolojilerinde de Metro’yu epey vurguladı. Özellikle RemoteFX’te “adaptive graphic rendering” diye bir gelişmeden bahsettiler. Bu iş, uzak Metro’ların aynen lokal gibi dokunmatik deneyimle, akıcı bir şekilde kullanılması demek. Bu iş, uygulamaların içini de kapsıyormuş. Demek ki XAML tabanlı arayüz, RemoteFX istemcisinde “render” ediliyor. Pazarlama metinleri arasından doğru anladıysam, böyle.

E o zaman, önümüzde epey iş var. Çıkışta görüşelim.

Metro = Yeni .NET

“Build Windows” seminerinin ikinci gününde, artık her şeyi daha net anlamış oluyoruz. Windows temelli dünyada, kullanıcı deneyimi ortadan ikiye yarılıyor.

Bunlar ilki herkesin bugüne kadar kullanageldiği, alışageldiği, adeta doğar doğmaz tecrübesini edindiği masa üstü uygulamaları içeriyor. Eskisinden hiç farkı yok.

Diğeri ise, dün duyurulan Metro uygulamaları. Bildiğimiz uygulamalardan epey farklı olacaklar. Farklı davranacaklar. Farklı geliştirilecekler, farklı dağıtılacaklar. Ve doğal olarak farklı çalışacaklar.

Gördünüz mü? Ortaya Ihlara Vadisi kadar büyük bir yarık ortaya çıktı. Bu konudaki fikirlerimizi başka bir yazıya saklayıp, Metro paketini açmaya devam edelim.

Olayı benim için netleştiren, aşağıdaki şema oldu:

Metro’ya müsadenizle, Microsoft’un yeni framework’ü demek istiyorum. Biz uyurken, yepyeni bir .NET doğmuş. Neden böyle söylüyorum. Çünkü ortaya çıkan şey, .NET kadar etraflı. Hatta kimi noktalarda onun ötesinde.

Nereden başlayalım… yürütme ortamından meselâ. .NET’in yürütme ortamı CLR adını verdiğimiz sistem. CLR, herkesin artık ezbere bildiği gibi uygulamanın kaynak yönetimini sağlıyor ve işletim sistemi servisleri ile arasında aracı oluyor. Metro, bu iş için, tam da tahmin ettiğim gibi minik bir yürütme ortamı icat etmiş. Adı şu anlık “App Container”. App Container, uygulamanın yine aynı ihtiyaçlarından sorumlu. Tüm ihtiyaçları da WinRT kütüphanesiyle gidermeyi amaçlıyor.

App Container’in CLR’ye göre önemli bir fazlalığı var: sandbox’lama. Sandbox’lama Türkçede pek tatlı bir ifade bulamıyor kendine. Ama izolasyon (tecrit, soyutlama) kelimesiyle karşılarsak kimse küsmez herhalde. Sandbox’lama ile, Metro uygulamaları resmen kilitli bir odada çalışıyor. Bu Apple’ın son olarak Lion’a koyduğu yöntem de aynı.

Bu konteyner, ilaveten çalışan kodun sertifikalı olmasını da şart koşuyor. Bu sertifikalama, tahmin edebileceğiniz gibi yüklenecek Metro’ları sadece Microsoft’un sertifikalamasını gerektirecek. Windows Store dışında bir yerden Metro uygulaması yüklemek, mümkün olamayacak. (Geliştirici senaryoları kapsam dışı.)

WinRT ise, .NET SDK’nın birçok temel servisinin C++ üzerinde, nesne yönelimli olarak tekrar edilmiş hâli. WinRT’nin en önemli özelliği, saf C++ kodu üzerinde yazılmış olması ve Windows’un çekirdek API’leriyle aynı ortamda çalışması. Açıkçası bu Windows’un yıllar önce yapması gereken şeydi. Bugüne kalmış olması, .NET’in suçu diyebiliriz.

WinRT, özelde, Metro’ya verilecek hizmetlere odaklanmış bir kütüphane. .NET’teki tam kadro hizmeti veremeyebilir fakat Metro için gereken her şeyi vermeye bakacaktır. O yolda ilerleyecektir. İlk verdiğim şema, bunu dillendiriyor zaten.

Microsoft, bu kadar radikal bir operasyonun yanında gönül almaya çalışmış ve C# ve Javascript/HTML geliştiricilerini de App Container - WinRT kombinasyonunun içine katmış. Ama bence çok da sevinmeyin. C#’taki .NET SDK tecrübeniz çok işe yaramayacak meselâ. Çünkü Metro uygulamaları, çoğu klasik .NET SDK kütüphanesini kullanamayacak. Meselâ, dosya sistemine erişemeyeceksiniz. Şaşırmayın. Bir pencere açamayacaksınız. Bir mesaj kutusu gösteremeyeceksiniz. Sadece ve sadece, o dili kullanmış olacaksınız. Javascript tarafı için de aynısı geçerli.

XAML için yapılan önemli bir yatırım, tüm XAML alt yapısının, C++ ile tekrar kodlanması olmuş. Daha önce büyük kısmı CLR üzerine C# ile kodlanmış olan XAML kütüphanesi, şimdi aradaki tüm katlar atılarak doğrudan C++ hâline getirilmiş. Bu yeni XAML’da yazdığınız tüm markup kodlar, C++ nesnelerine dönüşerek derleniyor. Metro’yu C# ile yazdığınızda bu XAML’lar ne oluyor, tam kesinleştiremedim şu an.

Metro’nun işletim sistemine erişimi tamamen farklı. Özellikle, kritik kaynakları kullanımı, kontrollü sağlanıyor. Kullanıcıya tam kontrol verilmiş. Metro uygulamalarının işletim sistemi kaynaklarından neyi kullanacağını ve kullanmacağını kullanıcı belirliyor. Meselâ, bu uygulama, kameraya erişemesin diyorsanız (bunu işaretliyorsanız), o WinRT çağrısını kesinlikle yapamıyor. (Şu an akıllı telefonlarda (mobil işletim sistemlerinde) uygulanagelen yöntem.)

Görüyorsunuz. Microsoft, tablet dünyası için yeni bir .NET yapmış. Dokunma öncelikli, performans odaklı bir platform.

Küçük bir tahmin koyayım buraya. Hızlı veya yavaş bir ilerleme ile, sadece Metro platformunu barındıran, masa üstü uygulamaları ise sanallaştırma ile çalıştıran mini bir Windows’un yolu açılmıştır. Belki de ana Windows, Metro Windows olacak. Eskiyi hep sanallaştırma ile destekleyecek.

Sekizinci Windows

Los Angeles’te, epey sene önce Windows 95’in duyurusunun yapıldığı yerde, sekizinci Windows’un duyurusu yapıldı. Bu Windows, sadece bir yeni sürüm değil. Yanında bir kamyon yükünde programlama platformu da getirdi.

Yani kaçınılmaz olan oldu. Klasik Windows geliştirme tarzı artık bodrum kata alındı. Şimdi vitrin zamanı. Vitrinde, dokunma öncelikli (touch-first), akışkan ve adına Metro dedikleri bir arayüz var. Doğru bildiniz. Bu arayüze yazılan uygulamalar, Metro stil uygulamaları olarak adlandırılacak ve özel olarak yazılacak.

Bu özel olarak yazma meselesi, eşittir, özel bir programlama ekosistemi. Bu da şu an verdikleri, geçici olduğu belli olan isimle WinRT (windows runtime libraries):

Henüz daha platform ve araçlar siteden sunulmadı. O nedenle şu WinRT hakkında istediğim detayda bilgiye sahip değilim.

Şu kadarıyla söyleyebilirim ki .NET SDK’sındaki temel fonksiyonaliteler, aynen başka bir SDK’da karşımıza çıkıyor. Bu yeni SDK, konuşmacının demesine göre, bir ilave katman değil, Windows’un kendisi. Yani Windows, kendi kendine HTML’ye, C#’a veya C++’a hazır, pişmiş API sunuyor.

Söyleyeyim. Merak ettiğim şunlar. Metro stil için yazılan C# uygulamaları, .NET-CLR’ı da kullanacak mı? Ya da HTML için yazılanlar kullanacak mı? Peki C++ olarak yazılanlar, bu WinRT’yi kullanabilmek için birkaç header ekleyip işi bitirecek mi? CLR’ın yanına yeni bir runtime mı doğdu? Bu runtime, CLR gibi hafıza yönetimi, çöp toplama gibi işlerin yanısıra, proses’lerin suspend’i-resume’u gibi zayıf cihazlara yönelik operasyonları mı yönetiyor? Bu runtime’ın adı nedir? Bu runtime, CRL’ın özelleştirilmiş bir subset’i mi? Doğrudan “kernel” prosesi olarak mı çalışıyor?

Bundan sonra ne olacak?

Windows, “workstation” ile “tablet” arasında karar kılamamış gözüküyor. Ne yardan ne serden geçebilmiş. Workstation tarafını olduğu gibi yaşatmayı seçmiş. Üstüne de dokunmatik tablet alt yapısını eklemiş.

Şahsen ben, iki ayrı deneyim oluşturan bu platform farkını gözetmeyi yeğlerdim. Sadece tabletlere özgü, güçlü bir Windows 8, eminim daha performanslı çalışırdı. Burada Phone 7’nin kernel’i kullanılabilirdi. Workstation ve masa üstü tarafında Metro arayüzün zaten bir geçerliliği yok. Bunlar benim görüşlerim ama Microsoft zaten kararını vermiş. Bize kerevetine çıkmak düşer.

Bahsetmeden geçemeyeceğimiz bir nokta da Windows Store. Buraya Metro stil uygulamalar gönderip, pazara açılabileceksiniz. Ama dikkat, sadece Metro stil uygulamalar. Yani klasik masa üstü uygulamalarını desteklemiyor gördüğüm kadarıyla. (Burada Apple’ın hanesine bir artı yazalım. Mac App Store, her türlü Mac uygulamasını sunabiliyor. Hatta işletim sistemini de.)

Store da gösteriyor ki bundan böyle odağımız ve durağımız Metro olacak.

Bolu tüneli açıldıktan sonra dağ yolundan kaç kişi gidiyor acaba? Tünelden geçenlerin, “İsmail’in Yeri”si bile varken.