Günahlarımızın Ağır Bedeli
Adalet isteyemiyoruz bu dünyada. Çünkü insan eliyle dağıtılacak adaletin adalet olmayacağı, tarih kitaplarından, haber bültenlerinden, sinema filmlerinden, yaşadıklarımızdan, duyduklarımızdan… bildiğimiz gibi besbelli! Bir insana, adaleti, hürriyeti başka bir insan sağlayamadı bugüne kadar. Bir insan, başka bir insanın terazisi olamadı.
Bu işler, insanoğluna göre değil azizim. Çünkü insanoğlu, şaşkın bir teraziye sahip. Hani zabıtaların teftiş ettiği o bozuk terazilerden bir tane de insanın içinde var. Her önüne geleni, o teraziye vuruyor.
Adalet burada tecelli etmiyor.
Ne oluyor sonra? Günahlar yağıyor üzerimize. “Günah”ı, dini bir terim olarak değil, hayat çevrimlerindeki “bug”lar olarak değerlendirin. İnsanoğlu’nun ardında bıraktığı iz, Ümraniye Çöplüğü gibi bir dev günah yığını.
Sizinle beraber yaşadığımız bu aynı dünyada, güvenlik için harcanan kaynakları bir aklınızın ucuna getirin. Dilimizle telaffuz edemeyeceğimiz miktarlarda kaynak, güvenlik için, savunma için, taarruz için, savaş için, kan için… akıyor.
Günah, insanoğlunun ortak kültürü olmuş artık. Bir bakıyorsunuz, Barack Obama, aldığı barış ödülünü günahlarının keffareti kabul ediyor. Günah işleyeceğim ve barış olacak! Günahlar üzerine kurulu bir barışın hiçbir zaman olmayacağını sağır sultan anlamadı mı artık!
İnternet güvenliği, günahın en popüler olduğu yerlerden birisi. Oraya bir bakıyorsunuz. Milyonlarca insan günah işlemek için çırpınıyor. Bir o kadarı da bu günahlara karşı kendini korumak için. Düşünün ki ne büyük paralar, sırf bu koruma sistemlerini kurma, yaşatma için harcanıyor.
Belki Matrix filmindeki gibi fiziki bir canavar yaratmadık ama öz be öz kendi günahlarımızla ortak bir “günah imparatorluğu” kurduk. Sınırları olmayan koskoca, görkemli bir imparatorluk. Dünyanın servetini bu imparatorluk sömürüyor.
Sizce ey okurum, şu günah imparatorluğu safsatası olmasa, hani şu “adalet” dediğimiz şey gerçekten tecelli etse, bu dünyanın bütün serveti, bütünü kaynakları, üzerinde yaşayan herkese yetmez mi? Fakirlikten kavrulan Afrika bile coşmaz mı? Evsizlerin hepsinin birer evi olamaz mı? Tüm sorunlar çözülüvermez mi?
Düşünüyorum, belki teoride böyle çıksa bile pratikte yine olamayacak! Heyhât.
Dünya, bu beyhûde umutların yeri değil. Biz yine şarkılar söyleyip günahlar biriktirmeye ve günahları karşılamaya devam edeceğiz.
Nobel Barış Ödülü alacağız. Güvenlik sistemleri kuracağız. Çantamız çalınmasın diye boynumuza asacağız. İnternet Şubesi’ne iki faktör doğrulamayla gireceğiz. Oturduğumuz siteye 24 saatlik bekçi tutacağız. Bahçelerin etrafını dikenli tellerle ihata edeceğiz. Arazileri mayınlarla ziynetlendireceğiz. Yapacağız da yapacağız.
Bir gün tüm bu paralel akımların durdurulduğu, yazılımcı tabiriyle thread’lerin senkronize edildiği bir anda bu kadar ömrümüzü neyle geçirdiğimize bakıp şaşırıp kalacağız.
Evet, şaşkın bir terazimiz var.
Adalet için de çok erken.